| OZDERIN,M. msn : ozderin@hotmail.com |
7 Ekim 2006 Tarihli ve 26312 Sayılı Resmî Gazete
MEVZUAT
YASAMA BÖLÜMÜ
KANUN
5544 Meslekî Yeterlilik Kurumu Kanunu
TBMM KARARI
881 10/254, 258) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun Görev Süresinin Uzatılmasına İlişkin Karar
YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ
MİLLETLERARASI ANDLAŞMALAR
2006/10930 Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bulgaristan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İmzalanan Deniz Ticaret Anlaşması’nın Onaylanması Hakkında Karar
2006/10990 Türk Standardları Enstitüsü ve Tayland Endüstriyel Standardlar Enstitüsü Arasında İmzalanan Mutabakat Muhtırası’nın Onaylanması Hakkında Karar
2006/11007 Astronotların Kurtarılması, Astronotların ve Uzaya Fırlatılmış Olan Araçların Geri Verilmeleri Hakkında Anlaşma’nın Beyanda Bulunulmak Suretiyle Onaylanması Hakkında Karar
BAKANLAR KURULU KARARI
2006/10996 Bazı Mahalli İdare Birliklerinin Kurulmasına İzin Verilmesi Hakkında Karar
ATAMA KARARLARI
— Maliye, Bayındırlık ve İskân ile Ulaştırma Bakanlıklarına Ait Atama Kararları
GENELGELER
— Ulusal Tütün Kontrol Programı ile İlgili 2006/29 Sayılı Başbakanlık Genelgesi
— Mesleki ve Teknik Eğitim Mezunlarının İstihdamı ile İlgili 2006/30 Sayılı Başbakanlık Genelgesi
— Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun 12 Eylül 2006 Tarihli Kararları ile ilgili 2006/31 Sayılı Başbakanlık Genelgesi
TEBLİĞ
— Genel Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerinin Detaylı Hesap Planlarına İlişkin Genel Tebliğ (Sayı: 2006/1)
YARGI BÖLÜMÜ
ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI
— Anayasa Mahkemesinin E: 2002/47, K: 2006/1 Sayılı Kararı (24/11/1994 Tarihli ve 4046 Sayılı Kanun ile İlgili)
— Anayasa Mahkemesinin E: 2006/80, K: 2006/67 Sayılı Kararı (26/9/2004 Tarihli ve 5237 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 29/6/2005 Tarihli ve 5377 Sayılı Kanun ile İlgili)
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI
— Uyuşmazlık Mahkemesine Ait 42 Adet Karar
Solunum cihazına bağlı çocuğa adliye işkencesi
Dört yıl önce geçirdiği trafik kazasında felç olan ve solunum cihazına bağlı olarak yaşayan Yasin, sağlık durumunun tespiti için adliyeye çağrıldı. Aile isyan etti
İBRAHİM LALELİ Antalya DHA
Antalya`da, dört yıl önce geçirdiği trafik kazası sonucu felç olan ve solunum cihazına bağlı olarak yaşamını sürdüren 10 yaşındaki Yasin Keser, sağlık durumunun tespiti amacıyla dün ambulansla adliyeye getirildi. Ailesinin, çocuklarını sakat bırakan sürücü Haluk Yılmaz aleyhine Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesi`nde açtığı tazminat davasının duruşmasına heyet kararıyla çağrılan Yasin, duruşma salonuna ise çıkarılmadı. Mübaşirin, adliye önündeki ambulansta koluna mahkeme mührünü bastıktan sonra sağlık raporu için hastaneye götürülen çocuk, hastaneden rapor alındıktan sonra evine döndü.
Davanın dün görülen duruşmasında da karar çıkmamasına isyan eden anne Keser, `Kazayla ilgili dava dört yıldır sürüyor. Bu yetmezmiş gibi bir de çocuğu istediler. Yasin`i dördüncü kattan indirip çıkarmak riskli. Apartmandan indirirken sedyeden düşme tehlikesi atlattı. Raporlarını götürdüm ama kendisini görmek istediler. Oğlum felçli ve solunum cihazına bağlı yaşıyor. Ve bu haliyle adliyeye çağrılıyor` diye konuştu.
‘Hukuku tüketmeden cezayı ödemeyeceğiz’
Turcas Petrol, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun (EPDK) verdiği 113,6 milyon YTL'lik idari para cezasını tüm yasal yollar tamamlandıktan sonra ödeyebileceğini bildirdi.
EPDK, Turcas'a, lisansı olmayan akaryakıt istasyonlarına akaryakıt verdiği gerekçesiyle para cezası vermişti. Şirket de cezanın iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle Danıştay nezdinde dava açmıştı. Üst kurula yazı gönderen şirket, yasaya göre kesilen para cezasının ancak Danıştay'da açılan davanın reddedilmesi ve yasal itiraz yollarının tüketilmesi halinde kesinleşmesinin ardından tahsil edilebileceğini hatırlattı.
Ekonomi Servisi
Yargıtay: Anayasa`da laikliğin ifadesi var
Yargıtay Başkanı Arslan`ın sözleriyle başlayan tartışma ilginç bir boyut kazandı. Yargıtay Başkanlar Kurulu, `Yargıtay, laiklik ilkesinde sapma göstermedi` dedi
GÖKÇER TAHİNCİOĞLU Ankara
Yargıtay Başkanı Osman Arslan`ın `Anayasa`da laikliğin açık tanımı yapılmamıştır` sözleriyle başlayan tartışma, Yargıtay Başkanlar Kurulu`nun dün yaptığı açıklamayla ilginç bir boyut kazandı. Kurulun ortak açıklamasında `Yargıtay, Anayasa`da ifadesini bulan laiklik ilkesini sapma göstermeden kendi kararlarında da uygulamış ve bundan sonra da uygulamaya devam edecektir` denildi.
Arslan başkanlığında olağan gündemle toplanan 35 üyeli Başkanlar Kurulu, Yargıtay Başkanı`nın adli yıl açılış konuşmasında yer verdiği sözlerini gündemdışı tartışmaya açtı. Yargıtay`da bir süredir bazı üyelerin Arslan`ın adli yıl açılış konuşmasındaki sözlerinden rahatsızlık duyduğu ve bu konuda açıklama yapma isteğini dile getirdiği iddiaları konuşuluyordu. Rahatsızlıktan haberdar olan Arslan da toplantıda sözü adli yıl açış konuşmasına yönelik eleştirilere getirdi. Sözlerinin yanlış anlaşıldığını, çarpıtıldığını Yargıtay`ın laiklik ilkesinin koruyucusu olduğuna yönelik açıklamalarının da görmezden gelindiğini ifade eden Arslan, laikliğin yeniden tanımlanması gerektiği yönünde bir açıklamasının da bulunmadığını ifade etti.
`Yeterince tartışılmadı`
Buna karşılık bazı daire başkanları, konuşmada geçen, `Anayasa`da laikliğin açık tanımı yapılmamıştır` sözlerinin bu şekilde anlaşıldığını, konuşmanın bu bölümünün Yargıtay Başkanlar Kurulu`nda yeterince tartışılmadan Yargıtay`a ait bir görüşmüş gibi sunulduğunu ifade etti. Daire başkanları, devletin din alanına müdahale etmemesinin `çok hukuklu` bir sistemin doğmasına neden olabileceğini de belirterek Arslan`ın konuşmasını eleştirdi.
Ortak metin
Bunun üzerine Arslan, Yargıtay`ın görüşlerini net biçimde ortaya koyan ortak bir metin kaleme alınmasını önerdi, bu öneri de tüm başkanlarca kabul edildi. Kıdemli üyelerce hazırlanan taslak, yapılan oylama sonunda da oybirliğiyle kabul edildi. Açıklamada, Türkiye Cumhuriyeti`nin demokratik, laik bir sosyal hukuk devleti olduğu belirtilerek şöyle denildi:
`Atatürk`ün vazgeçilmez devrimlerinden birisi de hukuk devrimi olup bununla şeri hukuktan çağdaş, laik ve modern hukuk sistemine geçilmesidir. Bu sistemde, laiklik ilkesi cumhuriyetimizin vazgeçilmez temel unsurunu oluşturmaktadır. Yargıtay, Anayasa ve yasalarla kendisine verilen görevleri yerine getirirken, Anayasa`da, yasalarda, gerek kendi kararlarında gerek diğer yüksek mahkeme kararlarında ifadesini bulan laiklik ilkesini sapma göstermeden uygulamış ve bundan sonra da özenle uygulamaya devam edecektir.`
Bazı başkanların, Arslan`ın adli yıl açılış konuşmasının da bu görüşler doğrultusunda anlaşılması gerektiğini belirten ifadelerin açıklamaya konulmasını istediği, ancak bu talebin kabul edilmediği öne sürüldü.
10 milyar dolarlık davada Türkiye’yi savunacak avukatlar sınavla belirlendi
Çukurova Elektrik ve Kepez’e ortak olduğunu savunan Güney Kıbrıs kökenli Libananco şirketinin açtığı 10 milyar dolarlık tazminat davasında Türkiye’yi Enerji Bakanlığı’nın sınavla seçtiği avukatlar savunacak.
Bunun için açılan ihaleye yaklaşık 20 firma başvuruda bulunurken, 5 firma kısa listeye girdi. İhaleyi İngiliz Freshfield Avukatlık Bürosu ile İstanbul’dan Coşar Hukuk Bürosu ortaklığı kazandı.
Bakanlık, Uzan Grubu’nun şirketleri işletmek için devletten aldığı ‘imtiyaz sözleşmesi’ni, üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediği ve vergi ödemediği gerekçesiyle iptal etmişti. Gruba ait Rumeli Holding bünyesindeki şirketlerin kanun gereği elektrik iletim hatlarını devlete iade etmesi gerekiyordu. Enerji Üst Kurulu’nun ikazlarına rağmen buna yanaşmayan grubun imtiyaz sözleşmesi, Enerji Bakanlığı tarafından iptal edilmiş, mal varlıklarına da 12 Haziran 2003’te el konulmuştu. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun batık İmar Bankası ve Adabank’tan alacakları çerçevesinde el koyduğu şirketlere bu arada sürpriz bir şekilde Lefkoşa merkezli Rum firması Libananco ortak olduğunu iddia etmiş ve yapılan işlem yüzünden uğradığı zararın tazmini için Dünya Bankası Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi’ne (ICSID) başvuruda bulunmuştu. Rum firmanın, Uzanlar’ın tabela şirketi olduğu ileri sürülüyor.
ÇEAŞ ve Kepez Elektrik’in halka açık hisselerinin yüzde 66’sını elinde tuttuğunu ve Türkiye’nin imtiyaz sözleşmelerini iptal etmesi yüzünden zarara uğradığını ileri süren Libananco, 10 milyar dolar tazminat talep ediyor. 19 Nisan 2006’da yapılan tahkim başvurusunu kabul eden ICSID de Türkiye’ye hazırlıklarını en kısa sürede tamamlaması çağrısında bulunmuştu. Bunun üzerine harekete geçen bakanlık, kendi avukatları olmasına rağmen işi sıkı tutarak davayı özel bir hukuk bürosuna vermek için ihaleye çıktı. Bu süreçte en iyi savunmayı hazırlayan ve komisyonun testinden geçen avukatların işi üstlenmek için geçen mayıs ayında yarışmaya tabi tutulduğu öğrenildi. Alınan bilgilere göre müsteşar Sami Demirbilek başkanlığında Müsteşar Yardımcısı Selahattin Çimen, bakanlık avukatları ve bazı bürokratlardan oluşan komisyon öncelikli olarak firmaları inceledi ve hazırladıkları sorulara verilen cevaplar doğrultusunda tercihte bulundu.
İngiliz büro ‘köpekbalığı’ diye tanınıyor
Sonucun belirlenmesinde firmaların kaç tahkim davasına girdikleri ve sektör ile ilgili sonuçlandırdıkları davalar etkili oldu. Fiyat ise saat ücreti ve çalıştırılacak eleman sayısına göre belirlendi. Üst düzey bir bakanlık yetkilisi, Coşar’la çalışma sebeplerini Libananco davasında ön plana çıkan yabancı firmaların da aynı hukuk bürosuyla çalışmayı tercih etmelerinden kaynaklandığını belirtiyor. Coşar, Çukurova ve Kepez’de Uzanlar’la olan davalarda da Enerji Bakanlığı’nı temsil ediyor. Aynı yetkili, “Bu yüzden söz konusu süreçte 5-6 bin dosyayı incelediler ve deneyim sahibi oldular.” diyor. Hukuk bürosu, bakanlıkta konuyla ilgili herkesle görüş alışverişinde bulunurken, dava ile ilgisi olabilecek her türlü belgeyi de topluyor. İhaleyi kazanan İngiliz firması Freshfield de uluslararası hukuk büroları arasında ‘köpekbalığı’ lakabıyla biliniyor.
07.10.2006
Ercan Baysal
Ankara
KIBRIS RUM KESIMININ AB ÜYELIGI ULUSLARARASI HUKUKA AYKIRI MI!.
-Avrupa Birligi'nin yürütme organi olan Avrupa Komisyonu'nun, Avrupali hukukçulardan Kibris konusunda görüs istedigi ve hukukçularin, 'AB Rumlari tam üye yapmakla uluslararasi hukuku ihlal etmistir' dedigi bildirildi.
BRÜKSEL(ANKA)-Avrupa Birligi'nin yürütme organi olan Avrupa Komisyonu'nun, Avrupali hukukçulardan Kibris konusunda görüs istedigi ve hukukçularin, 'AB Rumlari tam üye yapmakla uluslararasi hukuku ihlal etmistir' dedigi bildirildi.
AB Haber'e göre, AB'nin yürütme organi olan Avrupa Komisyonu, uluslararasi alanda taninan Avrupali hukukçulardan Kibris konusunda görüs aldi. Komisyon, 1959-1960 Londra ve Zürih anlasmalari çerçevesinde Türkiye ile Yunanistan'in tam üye olmadigi bir uluslararasi kurulusa Kibris'in üye olup olamayacagini sordu.
Haberde, Avrupa Komisyonu'nun bir kaç degisik hukuk bürosundan bu konuda görüs istedigi kaydedildi. AB Haber'e göre Avrupali hukukçulari Komisyon'a özetle su degerlendirmelerde bulundu:
'TÜRKIYE VE YUNANISTAN ÜYE DEGILSE KIBRIS DA ÜYE OLAMAZ'
'Kibris Cumhuriyeti 1959-60 uluslararasi Londra ve Zürih Anlasmalari çerçevesinde kurulmustur. 1960 Cumhuriyeti'nin mesruiyeti Kibrisli Türk ve Rum toplumlarinin, devletin her organina birlikte ve etkin katilimina dayanmaktadir. Bu anlasmalara göre, Türkiye ve Yunanistan'in birlikte üye olmadigi bir uluslararasi örgüte, Kibris'in üye olmasi hukuk açisindan ihlaldir. Avrupa Birligi, Kibris Rum Kesimi'ni adanin tek temsilcisi olarak üyelige kabul ettigi anda uluslararasi anlasmalari ve uluslararasi hukuk ihlal edilmistir. Kibris Rum Kesimi'nin üyelik basvurusu yapmasi bile uluslararasi hukuka aykiridir.'
Haberde, Brüksel'deki AB gözlemcilerinin, Türkiye'nin Uluslararasi Lahey Adalet Divani'na konuyu tasimasi durumunda Yunanistan'in basinin agriyacagini AB'nin de uluslararasi düzeyde hukuk kurallarini çignediginin ortaya çikma ihtimalinin büyük olasilik oldugunu söyledigi aktarildi.
Haberde ayrica gözlemcilerin, Brüksel'in Ankara'nin sorunu Lahey adalet Divani'na tasimasi korkusu sardigini bu çerçevede AB'nin Yunanistan ve Rumlar yüzünden büyük bir hukuk sorunu ile karsi karsiya bulundugunu kaydettigi bildirildi.(ANKA)
'Karım erkek oldu... Artık nafaka ödemem...'
ABD’de bir adam eski karısı cinsiyet değiştirince nafaka ödemeyi kesmek için mahkemeye başvurdu. Olay ABD hukuk dünyasını ikiye böldü
Amerikalı Lawrance Roach ve ismi açıklanmayan karısı 17 yıl süren mutlu evliliklerinden sonra geçen yıl Florida’da şiddetli geçimsizlikten tek celsede boşandı. Roach, karısına ayda 1000 dolar (1500 YTL) nafaka ödemeyi kabul etti. Ancak 4 ay önce her şey ilginç bir hal aldı. Eski eş, cinsiyet değiştirerek erkek oldu. 50 yaşındaki adam da “ Artık o da benim gibi bir erkek. Yani kimsenin mağduriyeti söz konusu değil. Kendi parasını kendisi kazansın. Hem parası var ki ameliyat oldu.” diyerek mahkemeye başvurdu.
Roach mahkemede artık nafaka vermek istemediğini ve buna da zorunlu olmadığını söyledi. Ancak karşı taraf bunu kabul etmedi. Olayın basına yansımasıyla dava ABD’de büyük yankı uyandırdı. Davanın konusu da hukukçuları ikiye böldü. Kadının avukatı ise “Nafaka hukuki bir anlaşmadır. Ve çiftlerden biri ölene veya evlenene kadar sürer” diye konuştu. Karşı grup ise “Erkekle erkeğin evliliği yasal olarak tanınmıyor” diyerek Roach’un nafaka ödememesi gerektiğini savundu.
Yargıtay'dan kamuoyuna rötuşlu 'laiklik' duyurusu
Yargıtay Başkanı'nın laikliğin tanımının ayrıntılı yapılmasını istemesi, Org. Büyükanıt'ın bu sözleri eleştirmesinden sonra, Yargıtay Başkanlar Kurulu dün olağanüstü toplanarak "laiklik" bildirisi yayımladı.
Yargıtay Başkanlar Kurulu, dün olağanüstü toplanarak, laikliğin tanımının yeniden yapılmasını isteyen Yargıtay Başkanı Osman Arslan'ın sözlerine karşı, kamuoyuna bir duyuru yapılmasını kararlaştırdı. Toplantı sonunda, rötuşlanarak da olsa çıkan bildiri ile, Yargıtay'ın mahkeme kararlarında da ifadesini bulan laikliği sapma göstermeden uyguladığı, bundan sonra da uygulamaya devam edeceği kaydedildi.
TAVİZ VEREMEYİZ
Yargıtay Başkanlar Kurulu üyeleri, Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın Harp Okulları Komutanlığı'ndaki konuşmasında "laikliğin tanımının yeniden yapılması" yönündeki önerileri eleştirmesinden sonra kurulun toplanmasını talep etmişti. Kurul, bu nedenle dün olağanüstü toplandı. Toplantıda Başkanlar Kurulu üyelerinden bazıları, Başkan Arslan'ın laikliğin tam tanımının yapılmadığı yönündeki sözlerinin Yargıtay'ı bağlamadığını iddia ettiler. Bazı üyeler de Arslan'ın bu sözlerinin laiklikten taviz vermek anlamına gelmeyeceğini, ancak yanlış anlaşılmaya da meydan verdiğini belirttiler.
ARSLAN: YANLIŞ OLDU
SABAH'ın Yargıtay üyelerinden edindiği bilgiye göre, Yargıtay Başkanı Arslan, bu eleştiriler üzerine, adli yılın açılış konuşmasındaki bazı bölümlerin yanlış anlaşılmaya neden olabilecek nitelikte olduğunu kabul etti. Bu aşamadan sonra ortak açıklama yapılması benimsendi. Bazı üyeler açıklamaya, Arslan'ın 6 Eylül'deki sözlerinin Yargıtay'ı kesinlikle bağlamadığına ilişkin bir ifadenin konulmasını istediler. Ancak yapılan oylama sonunda bu tür bir ifadenin metinde yer almaması gerektiği yönünde görüş oluştu.
LAİKLİĞE SAYGILIYIZ
Başkanlar Kurulu'nun oy birliğiyle yayınlanmasını kararlaştırdığı ortak bildiride söyle denildi: "Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Büyük önder Atatürk'ün vazgeçilmez devrimlerinden birisi de hukuk devrimi olup, bununla şer'i hukuktan çağdaş, laik ve modern hukuk sistemine geçilmesidir. Bu sistemde, laiklik ilkesi cumhuriyetimizin temel unsurunu oluşturmaktadır."
SAPMAYACAĞIZ
Yargıtay'ın Anayasa ve yasalarla kendisine verilen görevi yerine getirmeye devam edeceği de belirtilerek şöyle devam edildi: "Yargıtay; Anayasa'da yasalarda, gerekli kendi kararlarında, gerek diğer yüksek mahkeme kararlarında ifadesini bulan, laiklik ilkesini sapma göstermeden uygulamış ve bundan sonra da özenle uygulamaya devam edecektir." Bazı üyeler, Yargıtay Başkanı'nın 6 Eylül'deki açıklamalarının, bu bildiriyle paralellik taşıdığının da belirtilmesini istediler. Çoğunluk, buna karşı çıktı.
Sedat Peker, 'içerideki ikinci yılını' doldurdu
Çıkar amaçlı çete kurduğu iddiasıyla "Kelebek'' adı verilen operasyon kapsamında tutuklanan Sedat Peker ile ağabeyi Atilla Peker'in de aralarında bulunduğu 109 sanığın yargılandığı davada, 2 yıldır tutuklu olarak yargılanan Sedat Peker, "Vereceğiniz karar olumlu ya da olumsuz olsun adaletinizden razıyım. Vereceğiniz karara saygı duyuyorum" dedi.
Sedat Peker ile birlikte çete üyesi olduğu iddiasıyla tutuksuz olarak yargılanan avukat Çağatay Özdemir, avukat olmasına rağmen, telefonlarının hem Ankara hem de İstanbul Emniyeti tarafından dinlendiğini ancak, aynı telefon konuşmasının içeriğinin farklı yansıtıldığını ileri sürdü. Özdemir, Sedat Peker'i ABD Başkanı Bush ile görüşmüş gibi gösteren telefon kayıtlarını mahkeme heyetine sunararak, bu konuda TÜBİTAK'dan bilirkişi raporu istenmesini talep etti. Mahkeme heyeti, dosyadaka delil durumu ve dosyanın karar aşamasına gelmesi nedeniyle bu talebi kabul etmedi. Sanık avukatları ise müvekkilerinin suçsuz olduğunu belirterek beraatlerini talep etti. Sedat ve Atilla Peker'in tutukluluk hallerinin devamına karar veren mahkeme heyeti, kararını açıklamak üzere dava dosyasını incelemek amacıyla duruşmayı erteledi. Duruşma, 30 Ocak 2007 tarihine ertelendi.
(7 Ekim 2006 Cumartesi)
Bursa`da eşcinsellerin derneği kapatılmıyor
BURSA DHA
Bursa Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü`nün, mart ayında `Travestileri, Transseksüelleri, Gay`leri, Lezbiyenleri Koruma, Yardımlaşma ve Kültürel Etkinlikleri Geliştirme Derneği`nin (Gökkuşağı) kapatılmasına ilişkin savcılığa yaptığı başvuru dün sonuçlandı. Dosyayı inceleyen cumhuriyet savcısı, dernek yöneticileri hakkında kovuşturmaya yer olmadığına ve derneğin feshine yönelik dava açılmasına gerek olmadığına karar verdi. Savcılık kararında, dernek yönetiminde yer alan şüphelilerin genel anlayışa aykırı cinsel eğilimlerinin bulunduğuna, ancak bu eğilimin yasalarca suç sayılmadığına hükmedildi.
Savcı Kaçan`a tenzil-i rütbe!
HSYK, Van Başsavcısı Kaçan`ı Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi üyeliğine atadı. Savcı hakkında Şemdinli ve Prof. Aşkın davaları nedeniyle soruşturma açılmıştı
ANKARA Milliyet
Şemdinli iddianamesini hazırlayan Savcı Ferhat Sarıkaya`yı meslekten ihraç eden Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), hem Şemdinli hem de Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın davaları nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan Van Başsavcısı Kemal Kaçan`ı Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi üyeliğine atadı.
HSYK dün gerçekleştirdiği toplantıda, adli yargıda 195 hakim ve savcının, idari yargıda da 55 hakimin görev yerini değiştirdi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt`ın da ağır biçimde suçlandığı Şemdinli iddianamesi ve Aşkın davası soruşturmaları nedeniyle hakkında Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu`nca soruşturma başlatılan Kaçan, başsavcılıktan alınarak Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi üyeliğine atandı.
Kaçan`ın yerine ise Ceyhan Cumhuriyet Başsavcısı Yahya Büyükçadırcı getirildi. Kararın devam eden soruşturmalarla ilgisinin bulunmadığı, HSYK`nın gelişmeleri değerlendirerek bu yönde bir karar aldığı öğrenildi.
HSYK, daha önce Sarıkaya`yı meslekten ihraç etmiş ve karar kesinleşinceye kadar görevden uzaklaştırmıştı. Kurul, Sarıkaya`nın bu kararın yeniden görüşülmesi istemini görüşmüş, ancak ihraç kararı değişmemişti. Sarıkaya son olarak kurul kararına karşı itiraz hakkını kullandı. Sarıkaya`nın itirazı henüz karara bağlanmadı.
Bayındır Savcısı...
Kaleme aldığı `Karanlık İlişkiler` adlı kitapla Sarıkaya`ya destek vererek komutanları eleştiren, tuğralı gümüş yüzük takmasıyla gündeme gelen İzmir Bayındır Savcısı Gültekin Avcı, HSYK tarafından Kars Ağır Ceza Mahkemesi üyeliğine atandı. Eski Yargıtay Genel Sekreter Yardımcısı Ercan Yalçınkaya da Ankara Savcılığı`na atandı.
İmar davasında Kemal Çevik'e beraat
İmar Bankası davasında BDDK üyesi Kemal Çevik, 'görevi kötüye kullanmak' suçundan beraat etti. Çevik ile e-posta yoluyla haberleştikleri iddia edilen Kemal ve Hakan Uzan, Uzan Grubu yöneticisi Enis Zaimoğlu da beraat ettiler. Ankara 7'nci Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın dünkü duruşmasına, sanıkların avukatları katıldı. Cumhuriyet Savcısı Nergiz Baykara, esas hakkındaki mütalaasında, BDDK'nın mahkemenin talebi üzerine gönderdiği yazıda, 'iddialarla ilgili herhangi bir bilgi bulunmadığı ve kurum zararı oluştuğuna ilişkin bilgi, belge ve ödemeye rastlanılmadığının' belirtildiğini söyledi.
Sanıkların üzerine atılan suçun unsurları oluşmadığından beraatlerine karar verilmesini talep eden Baykara, firari durumdaki Hakan ve Kemal Uzan'ın savunmalarına gerek olmadığını ve aranmalarından vazgeçilmesini talep etti. Sanıkların avukatları da mütalaa doğrultusunda beraat kararı verilmesini istediler. Yargıç Tayyar Köksal, BDDK üyesi Kemal Çevik'in 'görevi kötüye kullanmak', diğer sanıkların da 'görevi kötüye kullanmaya iştirak'' suçlarından beraatlerine, Kemal ve Hakan Uzan'ın yerlerinin tespiti ve bildirilmesi için Adalet Bakanlığı'na yazılan talepnamenin geri istenmesine karar verdi. İddianamede, Uzan Grubu ile ilgili soruşturmada, elektronik yazışmalarda Kemal Çevik'e 250 bin euro gönderildiğine ilişkin bilgiler yer aldığı belirtiliyordu. Grup yetkilileriyle Çevik'in telefon görüşmelerinin de tespit edildiği anlatılan iddianamede, Kemal Uzan, Hakan Uzan ve Zaimoğlu'nun, grupla ilgili kararların öğrenilmesi ve lehe etki edilmesi için girişimde bulundukları savunuluyordu.
Hatalı iğne davasına 150 bin YTL’lik tazminat cezası
İzmir’de fırıncılık yapan Cevdet Çağlar’ın, hatalı iğne sonucu sakat kaldığı iddiasıyla Sağlık Bakanlığı ve hemşire aleyhine açtığı tazminat davasında, 8 yıl sonra karar çıktı.
Mahkeme, Sağlık Bakanlığı ve hemşire S.D.’nin temyiz yolu açık olmak üzere yasal faizi ile birlikte toplam 150 bin YTL tazminat ödemesine karar verdi. Cevdet Çağlar’ın avukatı Bülent Öztürk, yapılan hatalı iğne uygulaması sonrasında müvekkilinin sakat kalması üzerine İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açtıkları tazminat davasının sonuçlandığını bildirdi. Sakat kalan, bu yüzden çalışamayan müvekkilinin, bu süre içinde çocuklarını okutamadığını hatırlatan Öztürk, “Bu tür davaların en geç 2 yıl içinde sonuçlanması gerekir. Ama bu dava 8 yıl sürdü. Yargıtay aşamasının ardından AİHM hakkımızı gizli tutuyoruz.” dedi.
İzmir, aa
Fenerbahçe Habertürk'e açtığı davayı kaybetti!
İstanbulsporlu Petkov'un transferinde sır olan 600 bin YTL için yapılan haberler nedeniyle Habertürk'ü mahkemeye veren F.Bahçe, davadan sonuç alamadı.
F.Bahçe, Habertürk kanalına açtığı davayı kaybetti. Sarı-lacivertli yönetim, Şeref Tribünü programında geçen yıl yapılan haberler üzerine Kadıköy Asliye Mahkemesi'nde 200 bin YTL'lik tazminat davası açmıştı. Bir yılı aşan dava sonucunda hakim, F.Bahçe'nin açtığı davanın reddine karar verdi. Şeref Tribünü programının yapımcısı Tuğrul Yenidoğan, "F.Bahçe Kulübü kişilik haklarına tecavüz edildiği iddiasıyla Habertürk'ü dava etti. Oysa biz Petkov'un transferini ve TMSF'nin belgelerini tüm detaylarıyla vermiştik. Yani haberimizdeki her şey netti" dedi. F.Bahçe Kulübü de, internet sitesinden yaptığı açıklamada, "Bugün (dün) itibari ile mahkeme tarafından verilmiş bulunan ret kararının gerekçesi açıklanmamış ve kısa kararın hiçbir bölümünde 'yargılama konusu haberin' doğrulandığına ilişkin bir ibare de yer almamıştır. Yapılan söz konusu yeni haberler için kulübümüzün doğmuş ve doğacak hukuki haklarını sonuna kadar kullanacağını kamuoyunun bilgilerine saygı ile arz ederiz" denildi.
Okan Kartal'a dava açmamış
Okan Buruk'un Beşiktaş'a dava açmadığı ortaya çıktı. Galatasaray'da oynayan Okan'ın eski takımı hakkında şikayetçi olmadığı belirtildi...
OKAN BEŞİKTAŞ'A DAVA AÇMAMIŞ!..
Galatasaray'a bu sezon Beşiktaş'tan transfer edilen Okan Buruk, eski takımı aleyhine dava açmadığını açıkladı.
Yetkili menajeri Ahmet Bulut vasıtasıyla açıklama yapan Okan, Beşiktaş Kulübü'ne herhangi bir nedenle dava açamadığını bildirdi. Ahmet Bulut, bu yönde medyada çıkan haberlerin doğruyu yansıtmadığını söyledi.
Peker'in sarışın avukat hayranı
İki yıldır tutuklu bulunan Sedat Peker'in son duruşmasını izleyenler arasında esrarengiz bir kadın avukat da dikkat çekti.
Çıkar amaçlı çete kurduğu iddiasıyla "Kelebek'' adı verilen operasyon kapsamında tutuklanan Sedat Peker ile ağabeyi Atilla Peker'in de aralarında bulunduğu 109 sanığın yargılandığı davada, 2 yıldır tutuklu olarak yargılanan Sedat Peker, "Vereceğiniz karar olumlu ya da olumsuz olsun adaletinizden razıyım. Vereceğiniz karara saygı duyuyorum" dedi. Sedat Peker ile birlikte çete üyesi olduğu iddiasıyla tutuksuz olarak yargılanan avukat Çağatay Özdemir, avukat olmasına rağmen, telefonlarının hem Ankara hem de İstanbul Emniyeti tarafından dinlendiğini ancak, aynı telefon konuşmasının içeriğinin farklı yansıtıldığını ileri sürdü. Özdemir, Sedat Peker'i ABD Başkanı Bush ile görüşmüş gibi gösteren telefon kayıtlarını mahkeme heyetine sunararak, bu konuda TÜBİTAK'dan bilirkişi raporu istenmesini talep etti. Mahkeme heyeti, dosyadaka delil durumu ve dosyanın karar aşamasına gelmesinedeniyle bu talebi kabul etmedi. Sanık avukatları ise müvekkilerinin suçsuz olduğunu belirterek beraatlerini talep etti. Sedat ve Atilla Peker'in tutukluluk hallerinin devamına karar veren mahkeme heyeti, kararını açıklamak üzere dava dosyasını incelemek amacıyla duruşmayı erteledi. Duruşma, 30 Ocak 2007 tarihine ertelendi.
SÜREKLİ GÖZ GÖZE GELDİ
Sedat Peker'in İstanbul Adliyesi'nde görülen her duruşmasını sıradan bir vatandaş gibi dinleyiciler bölümünden takip eden ve avukat olduğu öğrenilen sarışın genç hayranı, davranışlarıyla dikkatleri üzerine çekti. Duruşma salonuna alınışı ve cezaevi aracına götürülüşü sırasında Peker ile sürekli göz göze gelen sarışın avukatın İstanbul Barosu'na kayıtlı Özge Yılmaz olduğu öğrenildi. Özge Yılmaz'ın daha önce başka bir davada Peker'i temsil ettiği ileri sürüldü.
Veli SARIBOĞA / MERKEZ
AİHM sordu Öcalan şikâyet etti
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Abdullah Öcalan'ın İmralı'daki durumu hakkında bilgi istemesi üzerine avukatları bir rapor hazırladı. Rapora göre, Öcalan, mart-eylül aylarında avukatları ile 31 kez görüşmesi gerekirken 11 kez görüştü. Kardeşlerinin 14 görüşme talebinden 7'sine yanıt verildi. Türkçe bilmeyen kardeşleri Fatma Öcalan ve Havva Keser'in anadilleri olan Kürtçe'yi konuşmalarının da engellendiği belirtildi. Ayrıca 1999'dan bu yana odasındaki eşyanın yenilenmediğini, bu nedenle Öcalan'da çeşitli rahatsızlıkları olduğunu kaydettiler.
Sibel HÜRTAŞ/ANKARA
Avrupa türbana nasıl bakıyor?..
İngiltere'nin eski Dışişleri Bakanı Jack Straw'un, kendisini ziyaret eden kadınlardan başörtüsünü çıkarmasını istemesi, Avrupa'da tekrar türban tartışması başlattı. İngiltere'de peçe takan müslüman kadınlara yönelik saldırılar başladı. Peki Avrupa'da ülkelerin türbana yaklaşımı ne?
(ANKA)-Straw'un hafta içinde, ofisini ziyaret eden kadınlardan, iletişimi daha rahat kurabilmek için başörtülerini çıkarmalarını istemesi Avrupa'da türban tartışmalarını alevlendirdi. Özellikle İngiltere'de büyük tartışma başlatan sözlerin ardından BBC, Avrupa'nın önemli ülkelerinde türbanın yasalardaki yerini derledi. İşte, Avrupa yasalarında ülke ülke türbanın yeri.
Fransa: Baş örtüsü ve diğer "belirgin" dini sembollerin taşınması, 2004 yılında yapılan bir düzenleme ile devlet okullarında yasaklandı. Ancak söz konusu yasa Müslüman okullarını ve üniversiteleri kapsamadığı için buralarda okuyan kişiler isterlerse türban takabiliyor.
İngiltere: İngiltere'de türban konusunda herhangi bir yasak bulunmuyor. Ancak okulların kendi kılık kıyafet yönetmeliklerini düzenleme yetkisi bulunuyor.
Almanya: 2003 yılı Eylül ayında Alman Federal Anayasa Mahkemesi, okulda türban takmak isteyen bir kadın öğretmenin başvurusunu kabul etti. Ancak mahkeme, eyaletlerin bu konuda kendi kararlarını verebileceğine hükmetti. Almanya'da en az dört eyalette öğretmenlerin derslere türbanla girmesi yasaklandı. Hesse eyaletinde bu yasak bütün devlet memurlarını içine alacak şekilde genişletildi.
Rusya: 1997 yılında Temyiz Mahkemesi, İçişleri Bakanlığı'nın pasaportlarda başörtülü fotoğraf kullanmasını yasaklayan kararını bozdu.
İtalya: 2004 yılı Eylül ayında İtalya'nın Kuzeyinde, maske takmanın yasaklanmasını öngören eski yasa tekrar yürürlüğe sokularak, kadınların çarşaf giymesi yasaklandı.
Belçika: Hollanda sınırına yakın Maaseik şehrinde kadınların sadece gözlerini açıkta bırakacak şekilde çarşaf giymesi yasaklandı
Türkiye: Avrupa'da türban ile ilgili yasal durumu derleyen BBC, Türkiye'deki durumu ise şu şekilde aktardı: "Geride kalan 80 yıl boyunca Türkler, Türk toplumunu laikleştirme çabaları kapsamında gericilik olduğu gerekçesiyle türbanı reddeden Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan laik bir devlette yaşadı. Türkiye'de halen kadınların yüzde 65'inin başörtüsü taktığı tahmin ediliyor. Başörtüsü, kamu kurumlarında, okullarda, özel ve devlete ait üniversitelerde ve resmi binalarda yasak. 2005 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, söz konusu yasanın yasal olarak uygun olduğuna tarar verdi".
Rusya, Türk vatandaşına tazminat ödeyecek...
AA- Türk vatandaşı Bayram Bolat`ın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`nde (AİHM) Rusya aleyhine açtığı tazminat davasını kazandığı bildirildi. Radyo Eko Moskova, Bolat`ın Moskova`dayken mecburi kaydını yaptırdığı yerden farklı bir evde kalmasından dolayı polis tarafından gözaltına alındığı ve daha sonra bu gerekçeyle sınır dışı edildiğini duyurdu. AİHM, Rus güvenlik birimlerinin bu hareketini Bolat`ın özel hayatına müdahale şeklinde değerlendirerek, Rusya`yı 8 bin avro tazminat ödemeye mahkum etti. Eko Moskova, polisin Bolat`ı gözaltına alış ve sınır dışı etme şeklinin sadece AİHM`ye göre değil, Rus yasalarına bile aykırı olduğunu kaydetti.
AİHM`den savcılara faili meçhul suçlaması `Biz serbest bıraktık`
Yakınları başvurdukları savcılıktan `Biz serbest bıraktık` yanıtını aldı. 5 gün sonra 3 erkek cesedi bulundu. Cesetlerden ikisinin Aydın ve Ay`a, diğerinin de üniversite öğrencisi Ramazan Keskin`e ait olduğu saptandı. Savcılık, cinayetin PKK`lılar tarafından işlendiği, bu PKK`lıları da bulmanın mümkün olmadığı görüşünü savundu.
AİHM, kendisinden belge sakladığı için `üzüntülerini` bildirdiği Türkiye`yi 54 bin 500 euro tazminat ödemeye mahkum etti.
25 yaş’ 60 dakikada geçti
Seçilme yaşını 25’e indiren Anayasa değişikliği komisyonda 1 saatte kabul edildi. AK Partili Ersönmez Yarbay ‘Rektör bile seçemeyen gençleri söz sahibi yapıyoruz’ diye itiraz etti.
AK Parti’nin hazırladığı, CHP ve Anavatan’ın da desteklediği, milletvekili seçilme yaşının 25’e indirilmesini öngören Anayasa değişiklik teklifi, Meclis Anayasa Komisyonu’nda jet hızıyla 1 saatte kabul edildi.
Komisyonda söz alan milletvekilleri ilginç görüşleriyle dikkat çekti. AK Partili Mevlüt Akgün’ün seçilme yaşının alt sınırı düşürülürken, bir üst sınır da getirilmesini istemesine AK Partili Suat Kılıç, karşı çıktı.
Kılıç, ‘65 yaşına gelen devlet memurluğunu bırakıyor. Tanıklık için rapor isteniyor’ diyen Akgün’e ‘Adil olmayan bir fantazi. Gerçekleşirse Anayasa Hukuku uzmanı hocalarımızı da bizden ayırır’ cevabını verdi.
Anavatanlı Edip Safter Gaydalı’nın Seçim Kanunu’nun ‘Seçim takvimi 3 Temmuz 2007’de başlar, Ekim ayının ikinci Pazar günü seçim yapılır’ hükmünü taşıyan 6’ncı maddesi değişmedikçe, takvimin yetişmeyeceğini ileri sürdü. Başkan Burhan Kuzu, ‘Öyle şey olur mu? Karar alsaydık, o hüküm var diye Temmuz’da seçim yapamayacak mıydık’ dedi. AK Partili Kılıç da tasarıyı destekleyerek ‘Bir Sultan 23 yaşında İstanbul’u fethediyorsa, bugünün Türk genci de yönetime katılabilmeli’ diye konuştu. AK Partili Ersönmez Yarbay da ‘Toplumsal bir talep yok. Kimin aklına geldiyse son dakikada? Üniversitede rektör bile seçemeyen gençleri burada söz sahibi yapmak istiyoruz’ dedi.
Önlerini açıyoruz
Mİlletvekİlİ seçilme yaşının 25’e indirilmesine ilişkin teklif, milletvekillerinden genel anlamda destek gördü. En büyüğü 25 yaşında 7 çocuğu bulunan AK Partili Mehmet Ali Bulut, ‘Gençlerin önünü açalım. Bir daha gelmemiz kısmet’ derken, yine 25 yaşında oğlu olduğunu belirten CHP’li Uğur Aksöz de, ‘Bir aileden bir vekil yeter. Gençlerin önünü açıyoruz’ dedi. Anavatanlı Edip Safter Gaydalı ise, ‘Önce Seçim Kanunu değişiklikleri yapılmalı. Yoksa genel başkanın çocuğunun arkadaşlarına, ‘babama söyleyeyim, sizi vekil yapsın’ demesini sağlar’ şeklinde konuştu.
07.10.2006
Erdoğan'dan teknik personel genelgesi...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tüm kamu ve özel kurum ile kuruluşlarında, mesleki ve teknik eğitim alanında diploma, belge veya sertifika almış olanların istihdamına öncelik verilmesini istedi.
AA-Erdoğan'ın imzasını taşıyan "Mesleki ve Teknik Eğitim Mezunlarının İstihdamı" genelgesi Resmi Gazete'de yayımlandı.
Erdoğan, genelgede, ülke ekonomisinin istikrarlı bir şekilde büyüyerek rekabet gücünün artırılmasının temel hedefleri olduğunu belirtti.
Bu hedefe ulaşılabilmesi için ekonomik büyümenin gerçekleştirilmesine önemli katkı sağlayacak bilgi, beceri ve donanıma sahip insan gücünü yetiştiren mesleki ve teknik eğitim sistemimizin geliştirilmesi ve kalitesinin yükseltilmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:
"Mesleki ve teknik eğitim kurumlarına devletin yatırım yapmasında yönlendirici ve belirleyici unsur, işverenin diplomalı ara iş gücüne olan talebidir. Bu talebin karşılanması, mesleki ve teknik eğitim alanında diploma, belge ve sertifikaya sahip olanların istihdamına ağırlık verilmesi ve ekonomimizin ihtiyaç duyduğu eğitim-insan gücü-istihdam dengesinin kurulması ile mümkündür."
Erdoğan, Mesleki Eğitim Kanunu, Türkiye İş Kurumu Kanunu ile Mesleki ve Teknik Eğitim Yönetmeliği hükümlerine göre, işyerlerinde herhangi bir alanda mesleki eğitim almış olanların istihdam edilmesi, mesleki eğitim almayanların işverence tarafından çalıştıkları işe uygun mesleki ve teknik eğitim okul veya kurumlarına yönlendirilmesi, buralarda eğitimlerini tamamlayanların istihdamının sağlaması doğrultusunda tedbirler alınması gerektiğini anımsattı.
Erdoğan genelgesinde, "İşletmelerin rekabet gücünün yükseltilmesi, üretim ve hizmet kalitesinin artırılması ve ihracatın artışında sürekliliğinin sağlanması gibi amaçlar göz önünde bulundurularak tüm kamu ve özel kurum ve kuruluşları tarafından mesleki ve teknik eğitim alanında diploma, işe uygun seviye ve nitelikte mesleki eğitim alındığını gösterir belge veya sertifika almış olanların istihdamına öncelik verilmesi gerekir"dedi.
Askeri harcamaya denetim rafa kalktı
AB'ye uyum kapsamında hazırlanan ve askeri harcamaların denetlenmesini öngören Sayıştay Yasa teklifi askıya alındı. Güvenlik güçlerinin muhalefet ettiği teklifle ilgili olarak TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Sait Açba, 'Sayıştay Kanunu konusunda bir acelemiz yok. Şu anda gündeme de almadık. Belki, 2007 yılı bütçe tasarısı görüşmelerinin ardından ele alabiliriz' dedi.
Hükümet, AB'ye uyum kapsamında 'kamunun tüm hesaplarının şeffaflaştırılması' için geçen yıl Sayıştay Kanun Teklifi hazırladı. Teklifle, TSK, MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü, Merkez Bankası ve İçişleri Bakanlığı'nın tüm hesaplarının, Sayıştay tarafından denetlenmesi, hazırlanan raporların da Meclis'e sunulması öngörülüyor. Ancak bu düzenlemeye güvenlik birimlerinden tepkiler geldi.
Teklifin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'ndaki görüşmeleri, AB uyum yasaları için olağanüstü toplanan TBMM'de eylül ayında başladı. Yaklaşık 2 hafta süren görüşmelerde, CHP'nin muhalefeti nedeniyle ilerleme sağlanamazken, 83 maddelik teklifin sadece bir maddesi kabul edilebildi. AKP de geçtiğimiz hafta sürpriz bir karar alarak, teklif ile ilgili görüşmeleri askıya almayı kararlaştırdı.
Hüseyin ÖZAY / ANKARA
3. köprüde son karar Erdoğan'ın
Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak, İstanbul'a yapılacak üçüncü köprünün güzergahının, önümüzdeki günlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la birlikte belirleneceğini söyledi. Özak, halkın da onayını alarak çevreye zarar vermeyecek ve kamulaştırması az olacak bir güzergah belirleneceğini aktardı. Özak, Sayıştay tarafından kıyılara yönelik olarak hazırlanan raporu değerlendirdi. Kıyıların yapısının bozulduğuna dair Sayıştay raporunu destekleyen Özak, Meclis'e sevk edilen Kıyı Kanunu'nda değişiklik yapılmasına yönelik tasarı ile bu sorunu aşacaklarını kaydetti. Özak, 'Hiç para verilmeden, arsa elinizden alınıyordu. Biz bunu yeni yasa ile değiştiriyoruz. Vatandaş yasaya uygun yaptıysa onu alıp, parasını vereceğiz' diye konuştu. Özak, taslağın yasalaşmasıyla kıyı kenar çizgisi ile ilgili sıkıntıların aşılabileceğini belirterek, 'Bütün bu eleştiriler ortadan kalkmaz ama bundan sonrası durur. Valiler daha fazla sorumluluk alırlar ve kıyılarımızı korumuş oluruz' dedi.
Deniz ÇİÇEK/ANKARA
9 YTL’lik adalet bu kadar olur
Avrupa Etkin Adalet Komisyonu’nun raporuna göre Türkiye’de kişi başına adalet harcaması 4.7 Euro. 2004 rakamları ortalama yargıç ücretinin brüt 650 Euro olduğunu gösteriyor. Neyse ki son zamla en düşük maaş bin 726 YTL oldu.
Avrupa Konseyi’ne bağlı Avrupa Etkin Adalet Komisyonu’nun açıkladığı ‘AB ülkelerindeki adalet sistemlerinin karşılaştırmalı etüdüne’ göre, Türkiye’de kişi başına adalet harcaması yıllık sadece 4.7 Euro (Yaklaşık 9 YTL). Etüdde, ayrıca 2004 yılında bir Türk hakimin eline ortalama 800 YTL geçtiği belirtiliyor. Ama hükümetin 2006 Temmuz’unda yargı mensuplarına yaptığı yüzde 41.9’a varan zamla Türk yargıçlarının aylık maaşları 4 bin 200 YTL ila bin 726 YTL’ye yükseldi. 2005 sonunda ise yüksek yargıçların maaşı ortalama 3 bin 200 YTL’ye ulaşırken en düşük yargıç adayı maaşı bin 220 YTL’ye çıkmıştı. Yine etüde göre Türkiye, adalet sistemine yılda kişi başına sadece 4 Euro 70 cent harcıyor. Adalet Bakanlığı’nın Avrupa Konseyi’ne ilettiği verilerde Türkiye’deki yargıç sayısının 5 bin 304, savcı sayısının 3 bin 6, avukat sayısının 52 bin 195 olduğu belirtiliyor.
Adaletin payı da arttı
Aynı verilere göre Türkiye’de bir yargıcın yıllık ortalama brüt maaşı 7 bin 783 Euro. Başka bir hesapla 2004 yılı başında bir yargıcın aylık ortalama net maaşı yaklaşık 800 YTL’ye denk geliyor. Etüde göre, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek mahkemelerde görev yapan yargıçların yıllık ortalama brüt maaşı da 27 bin 158 Euro. Bu rakam da yaklaşık olarak aylık 2 bin 600 YTL’ye karşılık geliyor.
Öte yandan 2004 yılında 1 milyar 366 milyon 935 bin YTL olan Adalet Bakanlığı bütçesi, 2005’te 1 milyar 592 milyon 579 binYTL’ye, 2006’da ise 1 milyar 777 milyon 982 bin YTL’ye çıkarıldı. 19962005 yılları arasında genel bütçeden Adalet Bakanlığı’na ayrılan pay ortalama yıllık binde 8.5 oranında artarken, bu oran 2005 yılında ilk kez yüzde 1.01’e, 2006 yılında yüzde 1.12’ye yükseldi.
# YASEMİN GÜNERİ
Pornocu öğretmen skandalı
FBI'nın ihbarı üzerine asayiş polisi, Enka'nın İngilizce öğretmeni Kanadalı Fortin'i 'çocuk pornosu' suçuyla tutuklayıp cezaevine yolladı.
BİLGİSAYARINDA 12 BİN FOTOĞRAF
ENKA Okulları'nda Yabancı Diller Bölüm Başkanı olan 45 yaşındaki Fortin'in evinde çocuk pornografisi içeren 12 bin 110 fotoğraf ile 144 adet CD ve 22 gram esrar ele geçirildi. Polis ayrıca evde, Kanadalı öğretmene sürekli gelip giden 10-12 yaşlarındaki bir çocuğun çıplak fotoğraflarını buldu.
Kanadalı öğretmen çocuk pornocusu çıktı
Çocuk pornosu indirdiği anlaşılan Enka Okulları yabancı dil bölüm başkanı Kanadalı Claude Fortin FBI ile yapılan ortak operasyon sonucu yakalandı.
İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü ve Amerikan Federal Soruşturma Bürosu'nun (FBI) işbirliği içinde gerçekleştirdiği operasyonda, internetten çocuk pornosu görüntüleri indirdiği tespit edilen Kanadalı öğretmen Claude Fortin gözaltına alındı. Enka Okulları'nda yabancı diller bölümü başkanı olarak görev yapan Fortin'in evinde yapılan aramada ise, çocuk pornografisi içerikli 12 bin 110 fotoğraf ile 144 adet CD ele geçti. Fortin'in yanında taşıdığı 2 bilgisayar hard diski ile diz üstü bilgisayara da el konuldu. Operasyon şöyle gelişti:
ÖNCE ADRES TESPİT EDİLDİ
FBI,İstanbul Bilişim Suçları Büro Amirliği'ne, İstanbul'dan, ABD'den yayın yapan çocuk pornografisi sitelerine giren bir kişiyi tespit ettiklerini ve bu kişinin, görüntüleri CD ve fotoğraf olarak aldığının belirlendiği bildirdi. Bunun üzerine internet sitesine giren kişinin adresini tespit eden İstanbul Bilişim Polisi, adrese baskın yaptı. Baskında Kanadalı öğretmen Claude Fortin, gözaltına alındı. Altı yıldır İstanbul'da bulunduğu ve eşinden ayrıldığı öğrenilen 45 yaşındaki Fortin'in tanınmış Enka Okulları'nda yabancı diller bölüm başkanlığı yaptığı ortaya çıktı.
'ÇOK SEVİLEN BİR HOCAYDI'
İstanbul Adliyesi'ne gönderilen Claude Fortin, çıkarıldığı mahkemece, 'müstehcenlik, çocuk istismarı, narkotik maddesi bulundurmak' suçlarından tutuklanarak, cezaevine gönderildi. Bu arada polis, Kanadalı öğretmenin evine sürekli olarak bir çocuğun girip çıktığını belirledi. Evde ele geçen fotoğraflarda yapılan incelemede ise 10-12 yaşlarındaki bu çocuğun çıplak fotoğraflarının da bulunduğu tespit edildi. Enka Okulları Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Kumcu da, tam bir şok yaşadıklarını vurgulayarak, "En iyi ve sevilen öğretmenlerindendi. 6 senedir okulumuzda görev yapıyordu. Şimdiye kadar hakkında hiçbir şikâyet gelmedi. Bu çocuklarımızın psikolojisi için çok kötü olacak. Üzgünüz ancak okulumuzu koruduk" diye konuştu.
Rıdvan TEZEL / MERKEZ ( Sabah )
Kanadalı kolej öğretmeni çocuk pornocusu çıktı
İstanbul’un en ünlü kolejlerinden ENKA Okulları’nda Modern Yabancı Diller Bölüm Başkanı olan Kanadalı Claude F., internet sitelerinden çocuk pornosu görüntüleri indirdiği iddiasıyla tutuklandı
Amerikan Federal Soruşturma Bürosu (FBI), bir süre önce Türkiye’den bir kişinin merkezi Amerika’da bulunan bir internet sitesinden çocuk pornosu görüntüleri indirdiğini belirledi. Bunun üzerine FBI yetkilileri, tespit edilen IP numarasını Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bildirdi. Bilişim Suçları Büro Amirliği ekipleri, IP numarası sayesinde bu kişiyi 3 ay boyuncainternet üzerinden takip etti. Çocuk pornocusunun kimliği tespit edildiğinde ise polis bile şoka girdi. Zira, pornografik sitelere giren bu kişi, Enka Okulları’nda görev yapan 45 yaşındaki Kanadalı eğitimci Claude F.’ydi.
BİNLERCE SAPIK GÖRÜNTÜ
ENKA Okulları’nda Modern Yabancı Diller Bölüm Başkanı olarak görev yapan Claude F.’nin Bebek’te oturduğu tespit edildi. Sanal takibi tamamlayan polis, delillerin elde edilmesinden sonra savcılığın talimatı ile operasyon için düğmeye bastı. Claude F.’nin Bebek’teki evine dün baskın düzenleyen polis, Kanadalı eğitimciyi gözaltına aldı. Claude F.’nin evinde bulunan bir bilgisayar ve dizüstü bilgisayarına polis tarafından incelenmek üzere el konuldu. Yapılan aramalarda evde 144 adet porno içerikli film CD’leri ele geçirildi. Öğretmen Claude F. ifadesi alınmak üzere Asayiş Şubesi Müdürlüğü’ne getirildi. İncelenmek üzere alınan bir adet dizüstü bilgisayar, bir adet bilgisayar ve 2 adet taşınabilir harddisk’te yapılan incelemelerde 12 bin 110 adet çocuk pornosu içeren görüntüler bulundu. Bu görüntülerden 491’inin çocuk pornosu içeren kısa metrajlı film olduğu belirlendi. Evde yapılan aramada 21 gram esrar da bulundu.
‘SUÇ DEĞİL Kİ’
Asayiş Şube Müdürlüğü’nde sorgulanan öğretmen Claude F.’nin birkaç yıl önce eşinden boşandığı ve 4 yıldır Türkiye’de yaşadığı tespit edildi. Claude F., tercüman eşliğinde polise verdiği ifadede bu tür sitelere girdğini kabul ederek suç olduğunu bilmediğini söyledi. Polisteki işlemleri tamamlanan Claude F., İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi. Savcılıktaki ifadesinin ardından mahkemeye çıkarılan Claude F., “müstehcenlik”, “çocuk istismarı” ve “narkotik madde kullanmak” suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi.
5 YILA KADAR HAPİS
İstanbul Emniyet Emniyet Müdürlüğü’nce 2006 yılında çocuk pornosuna yönelik yapılan operasyonlarda 60 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan 60 kişiden 5 kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi. Serbest kalan 55 kişide tutuksuz yargılanmak üzere serbest kaldı. TCK’ya göre çocuk pornosunun sadece üretimi değil aynı zamanda ülkeye sokulması, çoğaltılması, nakledilmesi, depolanması ve bulundurulması da suç sayılıyor. Yasa, bu durumları 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezası ile hükme bağlıyor. ( Vatan)
Uçakta sigara içti, gözaltına alındılar!
Van İzmir seferini yapan uçakta sigara içerek uçuş güvenliğini tehlikeye sokan K.F. ve K.G., polis tarafından gözaltına alındı. Adliyeye sevkedilen iki kişi, savcılıkca serbest bırakıldı.
Dün saat 15.00'te Van'dan İzmir Adnan Menderes Havalimanı'na inen Türk Hava Yolları'na ait yolcu uçağının görevlileri, yolculardan 50 yaşındaki K.F. ve 24 yaşındaki K.G.'nin uçuş sırasında sigara içerek güvenliği tehlikeye soktuklarını polise bildirdi. Polis tarafından gözaltına alınıp adliyeye sevkedilen K.F. ve K.G., savcının talimatıyla serbest bırakıldı.
(Hürriyet)
İsmailağa’ya irticai terör incelemesi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı ile İsmailağa cemaati ile ilgili olarak irticai terör incelemesi başlatıldı.
NTV
İSTANBUL - İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı’nın 6 Eylül 2006 tarihinde Emniyet Müdürlüğü’ne gönderdiği yazıda, emekli imam Bayram Ali Öztürk ile katil zanlısı Mustafa Erdal’ın öldürülmesiyle ilgili olarak Fatih Cumhuriyet Savcılığı ve asayiş şubesi tarafından incelemelerde bulunulduğu hatırlatıldı.
Başsavcı Vekili gönderdiği talimatta, İsmailağa cemaatinin terörle mücadele yönünden de araştırılmasını isteyerek, terörle ilgili suç unsurlarına rastlanıldığında cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesini istedi.
Talimat doğrultusunda özel bir araştırma ekibi kuruldu. Terörle mücadele şube müdürlüğü İslamcı terör masası ile istihbarat şubesi İslami cemaatlar masası, İsmailağa cemaati ile ilgili irticai terör incelemesi başlattı.
Müteahhit Muzaffer Ergin’in, sauna çetesi elebaşısı Kasım Zengin’in 5 yıl önce İsmailağa cemaati tarafından kadı mahkemesinde sorgulandığı yönündeki iddiası üzerine de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatılması için İstanbul’a başvuruda bulunmuştu.
Basın Konseyi: 301 değişmeli
Türk Ceza Kanunu’nun 301 ve 288. maddelerinin gazeteciler için oluşturduğu sıkıntıları gündeme getirmek üzere bir basın toplantısı düzenleyen Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, sözkonusu maddeler ve ifade özgürlüğünü sınırlayan diğer yasal düzenlemelerin oluşturacağı sıkıntılar hakkında daha önce uyarıda bulunduklarını hatırlatarak Türkiye’nin “Dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi” olmasından duydukları endişeleri aktardı.
Basın Konseyi merkezinde yapılan basın toplantısında, TCK’nın 301. - 288. maddeleri ve diğer ifade özgürlüğünü tehdit eden maddelere dayanan gazetecilere yönelik yasal işlemler hakkında bilgi veren Ekşi, “Gazeteciler için adalet sistemiyle ilgili haber verme hakkı artık ciddi bir korku kaynağı olmuştur” dedi.
TCK yürürlüğe girmeden önce 301. maddeyle ilgili bir rapor hazırlayarak Adalet Bakanlığı ve Başbakana sunulduğunu fakat dikkate alınmadığını ifade eden Ekşi, “O gün de bugün de benzer düzenlemelerin başka ülkelerde de olduğu söylendi, söyleniyor. Birçok ülkede bizimkine yakın kurallar olduğu doğrudur. Ama unutmayalım ki oralarda hiç dava açılmıyor ve kimse cezalandırılmıyor” dedi. Ekşi, gelinen aşamada, 301. maddenini tekrar değerlendirilip değiştirilmesi gerektiğini söyledi.
Konuşmasında, yeni TCK’nın Anadoludaki mağdurlarından örnekler veren Ekşi, Diyarbakır’ın Çermik ilçesinde, rüşvet almakla suçlanan ve hakkında Ağır Ceza Mahkemesi tarafından soruşturma kararı alınan bir savcıyı haber yapan Gazeteci Bülent Boztepe’nin, savcının fotoğrafını da yayınladığı için suçlu sayıldığını ve yargılandığını ifade etti. Ekşi, Anadoluda durumun çok daha vahim olduğunu, İstanbul’daki gazetecilere kıyasla Anadoludaki gazetecilerin beş misli tehlikede olduğunu belirttiği konuşmasında, “Anadoludaki meslektaşlarımız kendileriyle ilgili dava açılması durumunda Basın Konseyi’ni bundan hemen haberdar etsinler. Biz kendilerine hukuki desteği vermek için elimizden geleni yapacağız. İçinde bulunduğumuz tehlikeyi de ancak bu şekilde ortaya çıkarabiliriz” dedi.
Avukat Turgut Kazan da masum bir haberin dahi suç teşkil edeceği bir dönemi yaşadığımıza dikkat çekerek, TCK’nın 301. maddesinin tümden kaldırılmasının düşünülemeyeceğinin anlaşıldığını, en azından değişikliğe gidilmesi gerektiği görüşünde olduğunu söyledi.
Ekşi ve Kazan, TCK’nın sözkonusu maddesinde “Türklük” yerine, “Türk Ulusu”, “Cumhuriyeti” yerine, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” deyimlerinin kullanılması ve “alenen aşağılayanlar” yerine, “kamu barış ve güvenini bozacak ölçüde alenen hakaret edenler” vurgusu yapılması ve soruşturmayı yine izin sistemine bağlamak gerektiğini ifade etti. Gazetelerin, savcının talimatıyla bir aya kadar kapatılmasının da kabul edilemez bir durum ve bir geriye gidiş olduğunun ifade edildiği toplantıda, son olarak Elif Şafak’ın 301. maddeden yargılanması esnasında görülen yargı önündeki sokak gösterilerinin hukuksuz olduğu vurgulandı.
Naciye KAYNAK / İSTANBUL
07.10.2006
Töre cinayetine karşı önlem
Kahramanmaraş’ta tecavüze uğradığını öne süren genç kız, töre cinayetine kurban gitmekten korktuğunu söylemesi üzerine yetiştirme yurduna yerleştirildi.
NTV
KAHRAMANMARAŞ - Okulda arkadaşlarının tecavüzüne uğradığını öne süren 14 yaşındaki lise öğrencisi adliyede savcıya ifade verdi.
Genç kızın ifadesinin alınması sırasında töre cinayetine kurban gitmekten korktuğunu söylemesi üzerine savcılık harekete geçti.
Genç kız, ifadesinin alınmasının ardından, çocuk koruma yasası uyarınca Kahramanmaraş Kız Yetiştirme Yurdu’na yerleştirildi.
Genç kızın okuldaki 2 öğrencinin 3 kez şantajla tecavüzüne uğradığını, 3 öğrencinin de kendisiyle birlikte olmak için baskı yaptığını iddia etmesi üzerine, 5 öğrenci gözaltına alınmış, zanlılardan 2’si önceki gün tutuklanarak cezaevine konulmuştu.
Liseli kıza tecavüzü ’Clinton’ yöntemi çözecek
Kahramanmaraş’ta lise öğrenci 14 yaşındaki N.Ç.’ye tecavüz ettiği iddiasıyla 2 liseli arkadaşı tutuklanırken, 3 liselinin de ‘Elimizde cep telefonuyla çekilmiş sevişme görüntülerin var, bizimle de yatacaksın’ diyerek birlikte olmaya çalıştığı ortaya çıktı
07.10.2006
Arkası kesilmeyen tecavüz şantajlarından bıkan N.Ç., 2 gün önce adı açıklanmayan halasına başından geçenleri ağlayarak anlattı. Bunun üzerine halası, önce okul müdürüne ardından da polise suç duyurusunda bulundu. İhbar üzerine 5 öğrenci gözaltına alındı. Öğrencilerden N.Ç.’ye tecavüz ettiği ileri sürülen S.Y. ile A.Ö., dün çıkarıldıkları mahkemece tutuklanırken, diğer 3 öğrenci tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
ETEKTEKİ SPERM
N.Ç.’nin verdiği ifadede, “Eteğimde en son tecavüzün izi var. A.Ö.’nün sperm lekeleri eteğime bulaştı” demesi üzerine 5 öğrencinin kan örnekleri alınarak etekle birlikte DNA testi ile eşleştirme yapılması için Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. N.Ç.’ye kimin tecavüz ettiğinin belirlenmesi için eteğinin Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesi, dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’un Beyaz Saray stajyeri Monica Lewinsky ile oral seks yaptığını eteğe bulaşan sperm lekelerinin saptanmasıyla ortaya çıkartılmasını akla getirdi. İl Milli Eğitim Müdürü Sebahattin Akgül, iddia edilen olayla ilgili inceleme başlattıklarını söyledi.
YURDA GÖNDERİLDİ
N.Ç., dün verdiği ifadesinde uğradığı tecavüz nedeniyle ailesinin kendisine zarar vermesinden korktuğunu ileri sürünce, Cumhuriyet Savcısı’nın talimatıyla, geçici olarak Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kız Yetiştirme Yurdu’na yerleştirildi. N.Ç., bir kadın polis tarafından getirildiği yurdun yetkililerine teslim edildi.
İmar Bankası’nda şifreli haberleşmeye 4 beraat
Kemal ve Hakan Uzan ile onlara İmar Bankası’yla ilgili bilgi verdiği öne sürülen BDDK eski üyesi Kemal Çevik ile Uzan Grubu yöneticisi Enis Zaimoğlu beraat etti
07.10.2006
İmar Bankası’yla ilgili olarak şifreli e-posta yoluyla bilgi alışverişi yaptıkları iddia edilen Kemal Uzan, Hakan Uzan, eski BDDK üyesi Kemal Çevik ile Uzan Grubu yöneticisi Enis Zaimoğlu beraat etti.
Kemal Çevik ile eski Rumeli Holding Koordinatörü Enis Zaimoğlu’nun Adabank’a el konulması sürecinde İmar Bankası’nın eski hakim ortakları Kemal Uzan ve Murat Hakan Uzan’la birlikte “ciddiyet ve resmiyeti aşan ilişki kurarak görevi kötüye kullandıkları” iddiasıyla 3’er yıla kadar hapis istemiyle yargılandıkları davaya Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Davanın dünkü duruşmasına, sanıklar katılmazken, avukatları yer aldı. Cumhuriyet Savcısı Nergiz Baykara, esas hakkındaki mütalaasında, sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nın 257. maddesinde “görevlerinin gereklerini aykırı şekilde hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetlerine veya kamu zararına neden olmak ya da kişilere haksız kazanç sağlanmasını” unsur olarak aramasına rağmen, BDDK’nın mahkemenin talebi üzerine gönderdiği yazıda, “iddialarla ilgili herhangi bir bilgi bulunmadığı ve kurum zararı oluştuğuna ilişkin bilgi, belge ve ödemeye rastlanılmadığının” belirtildiğini ifade etti. Sanıkların üzerine atılı suçtun unsurları oluşmadığından beraatlerine karar verilmesini talep eden Baykara, firari durumdaki Hakan ve Kemal Uzan’ın savunmalarına gerek olmadığını ve aranmalarından vazgeçilmesini talep etti.
ARAMA KARARI DA KALKTI
Yargıç Tayyar Köksal, BDDK üyesi Kemal Çevik’in “görevi kötüye kullanmak”, diğer sanıkların da “görevi kötüye kullanmaya iştirak” suçlarından beraatlerine, Kemal ve Hakan Uzan’ın yerlerinin tespiti ve bildirilmesi için Adalet Bakanlığı’na yazılan talepnamenin geri istenmesine karar verdi.
Danıştay saldırganının avukat arkadaşına çete suçlaması
Danıştay saldırısını gerçekleştiren Alparslan Arslan'ı Ankara'ya geldiğinde karşıladığı gerekçesiyle Terörle Mücadele Şubesi'nde sorgulanan avukat Tarkan Toper'in adı şimdi de bir çete operasyonuna karıştı.
Pazar esnafından kira adı altında haraç toplayan çete listesinde Toper'in de adı geçiyor. Çeteyi yönlendirdiği öne sürülen avukat Toper ayrıca 50 bin YTL'lik çekin tahsilatı için avukatı olduğu M.T.'yi de tehdit etmekle suçlanıyor. Tehditlerden kurtulmak amacıyla evini ve telefonlarını değiştiren M.T., polisteki ifadesinde, "Tehditler Danıştay saldırısına kadar sürdü. Saldırı oldu. Ben kurtuldum." dedi.
Danıştay 2. Dairesi'ne silahlı saldırı düzenleyen avukat Alparslan Arslan'ın bağlantılarını araştıran polisin ilk ulaştığı isim avukat Tarkan Toper'di. Soruşturmayı yürüten savcı, Toper'in ifadesine başvurdu. Ancak bu sırada Toper'in, Ankara Cumhuriyet Savcısı Dilaver Kahveci'nin yönettiği "Pazar Operasyonu" nedeniyle polis takibinde olduğu ortaya çıktı. Maltepe Pazarı esnafından kira adı altında haraç toplayan çeteyi takip eden Ankara Organize Suçlarla Mücadele ve Kaçakçılık Şube Müdürlüğü ekipleri, şebeke üyelerinin avukatlığını da yapan Toper'in çete ile ilişkisini saptadı. Organizasyonun elebaşının Sarı Mustafa lakaplı Mustafa E. olduğu belirlendi. Pazar esnafından dükkan başına rayiç olarak 250 bin YTL toplayan çete, aldıkları para karşılığında esnafla tartışan müşterileri darp etmekle de suçlanıyor. Çetenin, aldığı bir CD bozuk çıktığı için iade etmek isteyen bir başkomiseri fena halde dövdüğü, yine esnafla tartışan bir avukat ve astsubayı da darp ettiği belirlendi. Geçtiğimiz aylarda Çankaya Belediye Başkanlığı'nca Maltepe Pazarı'nın yıkım çalışmalarında yaşanan olayları da çetenin çıkardığı tespit edildi. Çetenin, belediyeye ait yıkım otolarına molotofkokteyli atarak yaktığı, güvenlik görevlilerine taş ve sopalarla saldırdıkları da dosyada yer aldı.
Komisere meydan dayağı
Çete üyelerinin Maltepe Pazarı esnafını kira adı altında haraca bağladığı öğrenildi. Gözaltına alınan çete üyelerinin aldığı CD bozuk çıktığı için iade etmek isteyen bir komiseri de pazar yerinde dövdükleri ortaya çıktı.
07.10.2006
Sedat Güneç
Ankara
Cezaevinde Kürtçe yasağı!
İHD İzmir Şubesi’nde yapılan basın toplantısında, Kırıklar 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutukluların aileleriyle haftalık telefon görüşmeleri sırasında Kürtçe konuşmalarının engellendiği açıklandı. Çok sayıda tutuklu ailesinin katıldığı basın toplantısında konuşan İHD İzmir Şube Yöneticisi Sidar Fırat Yanık, Kırıklar 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde bulunan bazı tutukluların yakınları aracılığıyla İHD’ye başvurarak aileleriyle yaptıkları telefon görüşmelerinde Kürtçe konuştukları gerekçesiyle görüşmenin kesildiğinden şikayet ettiklerini belirtti. İHD Cezaevi Komisyonu ve Tayd-Der tarafından gerçekleştirilen basın toplantısında söz alan tutuklu aileleri de çocukları ile Kürtçe telefon konuşması yapmaları nedeniyle yaşadıkları sorunlardan bahsettiler. Basın toplantısına 78’liler Vakfi Ege
Bölge Şubesi de destek verdi.
Ölüm orucundaki Aşçı’ya hekim ziyareti
Bu arada, İstanbul Tabip Odası (İTO) İnsan Hakları Komisyonu tarafından Avukat Behiç Aşçı’nın sağlık durumuyla ilgili olarak dün yapılan basın açıklamasında, cezaevlerinde yaşanan tecrit uygulamalarının biran önce kaldırılması istendi.
İTO Genel Sekreteri Dr. Hüseyin Demirdizen, İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve İTO Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ali Küçük tarafından gerçekleştirilen basın açıklamasında, cezaevlerinde uygulanan tecritin kaldırılması istendi. İTO Genel Sekreteri Dr. Hüseyin Demirdizen, ölüm orucundaki Behiç Aşçı’nın avukatları tarafından kendilerine başvurularak, Aşçı’nın sağlık durumunun belirlenmesinin istendiğini; kendilerinin de bir komisyon oluşturarak Aşçı’yı evinde ziyaret ettiklerini söyledi. Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ise, yapılan tetkiklerde Aşçı’nın ayaklarında yanma, çabuk yorulma, ayakta duramama, göğüste batıcı ağrı, sol gözünde görme kaybı ve vücut ağırlığının yüzde 35’ini kaybetmesi gibi çeşitli verilerin tespit edildiğini söyledi. Aşçı’nın bilincinin açık olduğunu ifade eden Fincancı, daha fazla insanın ölmemesi için tecrite karşı güçlü bir ses çıkartılmasını istedi.
Gülen, iki TV'yi RTÜK'e şikayet etti
Fethullah Gülen’in avukatı, Danıştay saldırganı Aslan’ı azmettirdiği iddia edilen zanlıdan yola çıkarak, Gülen'i suçlu gösteren iki televizyon kanalını RTÜK'e şikayet etti
Fethullah Gülen’in avukatı Abdülkadir Aksoy, Kanal Türk ve Ulusal Kanal’da yapılan yayınlarda Gülen’in aleyhinde “asılsız iddialara yer verildiğini ve topluma suçluymuş gibi gösterildiği”ni savunarak RTÜK’e şikayette bulundu.
Edinilen bilgiye göre, Fethullah Gülen’in avukatı Abdülkadir Aksoy, Üst Kurul’a başvurarak, Kanal Türk ve Ulusal Kanal’ın Fethullah Gülen’in aleyhine “asılsız ve mesnetsiz” iddialar ortaya atan yayınlar yaptığını iddia etti.
ÜST KURUL’DAN 15 AYRI RAPOR
Özellikle Kanal Türk hakkında birden fazla şikayette bulunan Aksoy, kanalda, Danıştay saldırısının faili Alparslan Aslan’ın savcılığa verdiği ifadede “Beni Fethullahcı Şeyh Salih Hoca azlettirdi” sözlerinin yer aldığı haberlerin niteliğine tepki gösterdi. Aksoy, haberlerde yer verilen “Peki Fethullahçı Şeyh Sait Hoca kim? Şeyh Salih Fethullahçı çıktı. Danıştay baskınının tetikçisi Aslan nasıl eğitildi? Fethullahçılarla nasıl ilişki kurdu? Dergahta neler yaşadı?” cümleleri ile Gülen’in toplumda suçlu gösterilmeye çalışıldığını iddia etti.
RTÜK ise Aksoy’un başvurusunu gündeme alarak 15 ayrı rapor düzenledi. Bu konu nedeniyle Üst kurulda bazı tartışmalar yaşandığı öğrenildi.
(ANKA)
Ne kadar hakim alınacağına Adalet Bakanlığı karar veremez ve güncel sorular sorulamaz diyerek HAKİM SAVCI ADAYLIĞI SINAV YÖNETMELİĞİNE dava açıldı
Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV), 2 Ağustos 2006'da Resmi Gazetede yayımlanan ''Adli ve İdari Yargıda Hakim ve Savcı Adaylığı Yazılı Sınav, Mülakat ve Atama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik''in bazı hükümlerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştayda dava açtı.
AA - Dava dilekçesinde yönetmeliğin 5 ve 6. maddelerinde adli ve idari yargı hakim ve savcı adaylığı yazılı sınav sorularını içeren genel yetenek ve genel kültür konuları arasına ''güncel sosyo ekonomik konular'' ibaresinin eklendiği belirtildi.
Anayasada, hakim ve savcıların mesleğe kabul ve atanmalarının ''mahkemelerin bağımsızlığı ve yargıç güvencesi'' esaslarına göre yürütüleceği yolunda kural olduğu anımsatılan dilekçede, bu kuralın adaylık dönemini de kapsadığı vurgulandı.
Dilekçede, adayların ölçme ve değerlendirilmelerinin bu çerçevede yapılması gerektiği kaydedildi.
Yönetmeliğin 9. maddesinde, ''Her yıl alınacak aday sayısı Türkiye Adalet Akademisinin görüşü alınmak suretiyle kadro ve ihtiyaç durumuna göre Adalet Bakanlığınca tespit edilir'' şeklinde hüküm bulunduğu anımsatılan dilekçede, hakim ve savcıların adaylığa kabulleri ile ne zaman ve ne kadar aday alınacağına dair karar verme yetkisinin Adalet Bakanlığına değil, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna ait olması gerektiği ifade edildi.
(6 Ekim 2006 Cuma)
Ankara`da sıkıştırma
Tebligat üzerine harekete geçen Cargill temsilcilerinin, Orhangazi Kaymakamlığı`na itirazı kabul edildi. Cargill temsilcilerinin Çevre ve Orman Bakanlığı nezdinde de girişimlerde bulunarak Danıştay kararının kapatma gerekçesi olamayacağına ikna etmeye çalıştığı öğrenildi. Bakanlığın, görüşünde ısrarlı olduğu bildirildi.
Başbakan Tayyip Erdoğan, ABD gezisi sırasında Cargill temsilcileri ile görüşmüş ve sorunun çözümü için Ankara`ya talimat vermişti. Bunun üzerine Başbakanlık`ta `Cargill zirvesi` gerçekleştirilmişti.
Yakalanacağım diye çok korkuyorum'
Esenler Hatip Dinçsoy İlköğretim Okulu Din Kültürü öğretmeni Sedat Çelebi'nin öğrencilerine Fethullah Gülen'in kitaplarını okumaya zorlaması yönündeki haberin AKŞAM'da yayınlanmasının ardından, haberde fotoğrafı yer alan öğrenciyi bulmak için başlatılan av, ergenlik çağındaki gencin psikolojini bozdu.
Gülen'in 'Sonsuz Nur' isimli kitabını okumak istemediği için şikayetçi olan Hatip Dinçsoy İlköğretim Okulu 8. sınıf öğrencisi M.A., yakalanmaktan çok korktuğunu söyledi:
'Fotoğrafım gazeteye ilk çıktığı gün müdür ve öğretmenler ellerinde gazetelerle sınıflara baskın yaptılar. Bir öğretmenin elinde de Fethullah Gülen'in kitabı vardı. Önce, okulda adı M., soyadı A. olan dört öğrenci bulmuşlar. Yarımşar saat boyunca tek tek sorgu yapmışlar. Daha sonra elinde Fethullah Gülen kitabı olan öğretmen kitabı yüzümüze tuttu. Kafatasımıza bakıp kontrol yaptı. Bulamayınca da çok sinirlendi. 'İçinizdeki o şerefsiz kim bulacağım' diye bağırdı. Yakalanmaktan çok korkuyorum. Arkadaşlarım beni tanıyacak da öğretmenlere söyleyecek diye korkuyorum. Bu yıl Anadolu Lisesi sınavına gireceğim. Eğer beni bulurlarsa Orta Öğretim Başarı puanımı düşürürler.'
ÖĞRENCİLER TEDİRGİN
Aynı okuldaki başka bir öğrenci de öğretmenler tarafından zorla özel bir dershaneye yönlendirildiklerini söyledi. F.D. isimli öğrenci, 'Okulda okuyan 8. sınıf öğrencilerinin tamamına yakını özel bir dershaneye gidiyor. Öğretmenler bizi oraya yönlendiriyor. Orada ders dışında sohbet ve namaz saatleri var. Çalışkan öğrencilerden para almıyorlar. Fethullah Gülen'in kitabı olayından sonra hepimizin psikolojisi bozuldu. Suçlu bizmişiz gibi araştırma yapıyorlar' dedi.
ÇOCUK İÇİNE KAPANIR
Psikiyatr Ayhan Akçan: Ergen erişkinliğe tüm olayları neden-sonuç ilişkisi kurarak öğrenerek geçer. Bu somutlaştırmadan soyut düşünceye, planlamadan yüksek fonskiyonlara kadar böyledir. İnsanın sosyalleşmesi ve üretkenliğini ortaya koyan tüm melekeler böyle oluşur. Bunu frenleyen en önemli etken ise; korku, baskı, tehdit ve şiddettir. 13 yaşındaki çocuğu sorgulayınca, tehdit edince neden-sonuç ilişkisini bırakır. Düşünmeden yapma eğilimi ve kendisini saklama eğilimi ortaya çıkar. Çocuk duygularını, düşüncelerini saklama, dışa kapalı, içe dönük kişilik yapısına sahip olabilir. Bu olay sadece M.A'yı değil, o olaya maruz kalan tüm çocukları etkiler. Tamamen tüketici, üretken olmayan bir nesil ve ne gördüyse model alan şiddet gösteren bir gençlik ortaya çıkar. Onu çıkarmaları, teşhir etmeleri son derece olumsuz etkiler. İleride asosyal bir kişilik olarak bu çocuklar ortaya çıkabilir.'
Asker konuşunca harekete geçildi
Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın konuşması sonrasında, TESEV raporunda makaleleri yayınlanan Polis Akademisi Öğretim Üyelerine soruşturma başlatılması tepkiyle karşılandı. Akademide ders veren akademisyenlerin daha önceki yayınları için izin almadıklarını ve bu sebeple de soruşturma geçirmediklerini belirten gazeteci-yazar Taha Akyol “Bizde ordunun bir sözüyle yapılan olağandışı işlemler, soruşturmalar, dâvâlar, değişen içtihatlar az değildir. Artık otoriter ve aşırı şüpheci eski alışkanlıkları bırakmak gerekmiyor mu?” diye yazdı.
CESARET KIRICI BİR GELİŞME
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün, “Türkiye: Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim” almanağında yazıları bulunan 5 Polis Akademisi öğretim üyesi hakkında inceleme ve soruşturma başlatmasını tepkiyle karşılandı. Emekli askeri hakim Ümit Kardaş, “Büyükanıt’ın sözlerinden vazife çıkardılar. Akademisyenler harekete geçmeli” derken Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’ndan (TESEV) Volkan Aytar, soruşturmayı “Akademik özgürlüğe müdahale” olarak değerlendirdi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın hafta başında Harp Akademileri’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada TESEV’in yayınladığı “Türkiye: Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim” almanağına tepki göstermesinin ardından Emniyet Genel Müdürlüğü, almanakta yazıları yer alan Polis Akademisi öğretim üyeleri, Doç Dr. Zühtü Arslan, Dr. Önder Aytaç, Dr. Ertan Beşe, Doç. Dr. İbrahim Cerrah ve Doç. Dr. Mesut Bedri Eryılmaz hakkında soruşturma başlatıldığını duyurmuştu.
Volkan Aytar, almanakta yer alan yazıların akademisyenlerin kişisel katkısı olduğunun gayet açık olduğunu, Büyükanıt’ın konuşmasında verdiği yanlış bilgiden sonra, bu yazıların Polis Akademisi’nin kurumsal görüşü gibi algılandığını söyledi. Aytar, “Polis Akademisi’nin bu çalışmaya hiçbir resmi katkısı olmadı. Söz konusu öğretim üyeleri, Polis Akademisi’nde bilim insanı hüviyetiyle çalışıyorlar. Bu çalışmaya da herhangi başka bir akademik çalışmaya olduğu gibi, kişisel düzeyde katkı verdiler” diye konuştu.
“Bunda ne gariplik var?” diye soran Aytar, “Kendi konularında önde gelen akademisyenler yazdı bu yazıları” dedi. Aytar, almanaka tepkilerin nedenini ise şöyle yorumluyor:
“Çünkü konu yeni. Sivillerin, hele bir sivil toplum örgütünün (STK) bu konuda bilimsel temelli bilgi üretmesi yadırganıyor. Böyle inceleme, soruşturmalarla bilim insanlarının cesareti kırılmamalı; sivil toplumun katkısı da yadırganmamalı.”
Aytar, almanakın bilimsel bir çalışma olarak yurtdışından birçok bilim ve siyaset insanın katıldığı bir hakemlik sürecinden geçtiğini de vurgulayarak “Avrupalılar ‘Almanak Türkiye’nin demokratik olgunluğuna dair bir güvenoyudur’ diyerek diğer Avrupa Birliği’ne üye adayı ülkelere de örnek olması gerektiğini söylüyor. Almanakla övünülecekken, şimdiden engellenmeye çalışılıyor” değerlendirmesinde bulundu.
“EMNİYET DURUMUNDAN VAZİFE ÇIKARDI”
Almanaktaki “Askeri Yargı” bölümünün yazarı Emekli askeri hakim Ümit Kardaş da, “Bu soruşturmadan, incelemeden hukuki bir sonuç çıkacağını sanmıyorum” diyerek asıl mutemel sonuçtan söz ediyor: “Bu konuda psikolojik baskı kurarak, akademisyenlerin böyle çalışmalar yapmasını önleyerek ibretlik bir durum yaratmaya çalışıyorlar.ki bu tür çalışmaların önü kesilsin. Büyükanıt’ın sözlerinden vazife çıkardılar. Polis Akademisi’ndeki öğretim üyesi kendini akademisyen olarak görmesin, polis olarak görsün, kendine sansür uygulasın istiyorlar.”
“TSK TARTIŞILMAK İSTEMİYOR”
Büyükanıt’ın deyişiyle “yıpratılmak” tepkisinin bir refleks olduğu görüşünü dile getiren Kardaş, “Yasal olarak silahlı kuvvetler yürütmeye bağlıdır. Ama bizde tepede olan silahlı kuvvetler. Almanak’ın sözünü ettiği, özel güvenlikten güvenlik medyasına kadar bütün güvenlik sektörünün halk tarafından gözetimi bu yüzden esas. Silahlı kuvvetler buna alışık değil, tüylerini diken diken ediyor” dedi. “Ben düzeni koruyorum, rejim, devlet benden sorulur” diyen bir kurum olarak TSK’nın iktidarının tartışılır hale gelmesini istemediğini söyleyen Ümit Kardaş, şöyle konuştu: “Çünkü bu iktidar alanı bütün yaşamımızı, değerlerimizi, demokratik haklarımızı etkiliyor; malî sonuçları vergi mükellefini etkiliyor. Tepkiler demokratik gözetimin kendisine değil; daha o aşamada değiliz. Bunun sözünün edilmesini engellemeye çalışıyorlar. Tartışılmayı kabul etmiyorlar.”
“ALMANAK DURUMUN FOTOĞRAFINI ÇEKER”
Kardaş, Almanak’la ilgili bir bilgisizlik olduğuna da işaret edere, “Almanak başka, rapor başka şeydir. Almanak yıllık olarak hazırlanıyor ve durumu ortaya koyar, fotoğraf çeker. Yorum yapmaz, yorum yapacak olanlara bir altyapı sağlar.”
/ İSTANBUL
07.10.20
Gümrükte organize işler soruşturması
Star’ın Gümrük Teftiş Kurulu Başkanı Demirağ ile ilgili yayını Müsteşarlığı harekete geçirdi. ‘Olay büyük bir organizasyon’ diyen Gümrük Müsteşarlığı soruşturma başlattı
GÜMRÜK müfettişlerinin raporuna göre, göreve başladığı yıl hiç bir mal varlığı olmayan ancak daha sonra mal varlığında gözle görülür bir artış yaşanan Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulu Başkanı Erdener Demirağ’la ilgili soruşturma için düğmeye basıldı. star Gazetesi’ndeki yayınları takip ettiğini belirten Gümrük Müsteşarvekili Mehmet Şahin, ‘Gümrüklerde, özellikle teftiş kurulunda ilginç olaylar yaşanıyor. Soruşturma başlattık. Bugüne kadar gelen bilgiler, olayın çok organize olduğunu gösteriyor’ diye konuştu.
# DOSYA BİRLEŞTİ
ŞAHİN, bir şirket tarafından getirilen ve ‘white spirit’ olarak adlandırılan maddeyi, TÜBİTAK ve ODTÜ’nün raporlarına rağmen, akaryakıt olarak gösteren Başmüfettiş Mehmet Eryılmaz’la ilgili soruşturmanın da Demirağ soruşturmasıyla aynı anda yürütüleceğini belirtti.
DEVLET Bakanı Mehmet Keçeciler döneminde Teftiş Kurulu Başkanı Demirağ’la ilgili soruşturma emri verildi. Ancak, bu soruşturma tamamlanamadı. Gümrük Müfettişleri, yaptıkları inceleme sonucucunda, 1982 yılında hiç malvarlığı bulunmayan Demirağ’ın, daha sonraki yıllarda yüksek miktarda nakit parasının yanı sıra, otomobil ve dairelere sahip olduğunu ortaya çıkardı.
# ÇİFTÇİ ŞİKAYET ETTİ
GÜMRÜK, müfettişlerinin hazırladığı raporda, tekstil ithalatçısı olan Seyithan Çiftçi isimli
işadamının, rüşvet olayları nedeniyle Teftiş Kurulu Başkanı Erdener Demirağ’dan şikayetçi olduğu, bu nedenle o dönemde Erdener Demirağ’ın görevden alındığı vurgulandı. Çiftçi, müfettişlere verdiği ifadesinde; Demirağ’a borç olarak
50 bin dolar verdiğini, ancak geri alamadığını belirtti.
MURAT KELKİTLİOĞLU
Y A Z A R L A R
Citizen Dink
Serhan Ada- Radikal
Vatandaş ya da yurttaş deyip işin içinden çıkılamaz. Biri yeterince kafa karıştırmazmış gibi bir de sadeleştirilmiş. Artık geç. Vatandaşın kentle, kentli
olanla ilgisini kim hatırlıyor? Kentte ortaya çıkan haklarla arasında akrabalık var oysa. Eski Yunan'ın şehir devletleri zamanından bu yana. Osmanlıca
sözlükdeki karşılıklarından biri de hem - şehri. İnsanlara 'bay, bayan' yerine 'vatandaş' denmesi Fransız Devrimi'nin icadı. O gün bu gün, vatandaş milli sınırlar dahilinde tanımlanıyor.
Bizim cumhuriyetin (geç) devraldığı miras da bu. Şöyle bir hafızanızı yoklayın. Cumhuriyetin kampanyaları hep vatandaş vurgulu. 'Vatandaş Türkçe konuş'
bir örnek. Milletin her bireyinin en küçük ortak bölen içinde toplanması kampanyası. Basitleştirici, aynı zamanda indirgeyici. Emir kipinde ödevleri hatırlatan tavrını da unutmamalı. Türkçe tektip olunca Orta Asya'dan ithal 'yurt'tan öz Türkçe 'yurttaş'ın uydurulması kaçınılmaz olmuş. Aynı dili konuşan, sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış kitlenin Göktürk'te bir mit'e ihtiyacı duyacağı apaçık. Bugün Türkiye'de hükümet olmak kolay. Her defasında orası, burasıyla oynanan seçim kanunu cevaz veriyor. Hükümet etmek zor. AB kriterleri ile ABD 'stratejik ortaklığı' arasında sıkışan yürütme yürütemez oluyor. Üstüne bir de MGK telkinleri ile çarşıdan geçiveren tanklar arasına ıkışınca sahiden bunalıyor. Sivil muhalefetin cılızlığı ise bilinen bir durum. Arada olan vatandaşa oluyor.
İktidar olmayı beceremeyen yönetim hıncını vatandaştan alıyor. Başbakan nutuk meydanında sesini yükselten biri oldu mu haddini bildiriyor. Oğlunu pisi pisine kaybetmiş gözü yaşlı ana - baba isyan edecek olsa haşlanıyor. Parasını verip biletini aldığı maça trafik keşmekeşi yüzünden gidemeyen çilekeş seyirci
sesini çıkaracak olsa sorumluluğu üstünden atmaya can atan kent yöneticileri tarafından 'sorumlu olmaya' davet ediliyor. Velhasıl, iktidar olmayan yönetimin ayakta kalma araçlarından biri vatandaş haşlama oluyor. İnandırıcı olmasa da tekrarlanan 'vatandaş haklıdır' formülü tarihe karışıyor.
İşte bu ortamda, 301. madde sakaleti yüzünden kurban/ kahraman seçilenlerden H. Dink'in geçen hafta bir TV programıında verdiği ders önem kazanıyor. C. Dündar'ın Neden programında konuşan Dink bir defa bu ülkeden çekip gitmek niyetinde olmadığını açıkça söyledi. 'Ya sev, ya terk et' restini görmedi.
Dink çok hayati iki şey söyledi.Birincisi, hükümetin dışarıdan Ermeni tarihçi çağırıp özgür tartışma ortamını özendirmeye çalıştığına değindi. 'Onlar soykırım
var dediğinde onları burada asla yargılayamayacaksınız' dedi. Dışarıya kuzu olanların içeride vatandaşa aslan kesildiğini vurguladı. İkincisi, daha önemlisi
'ben vatandaşım, hükümete karşı tek silahım en acımasız biçimde eleştirmek' diye en sivil sesiyle söyledi. Basbayağı vatandaşlık dersi verdi. Vatandaşı vatandaş yapan asıl şeyin sorumluluğu - ödevleri değil, hakları olduğunu hatırlattı. Türkiye Cumhuriyeti'nin içi boşalmış 'iyi insan, iyi vatandaş' formülünün müşahhas örneği olduğunu kanıtladı.
Yurt bilgisi derslerine duçar olanlar bilir. Yıllar boyunca insanlara vatandaş olmak vergi ödemek, ulusal marşı duyunca ayağa kalkmak, vb. olarak öğretildi.
Bu ders tedrisatta kaldı mı? Vatandaş Dink'in kısacık konuşmasını yardımcı ders malzemesi olarak öneriyorum.
Gelin, irticayla birlikte 301'in Türklük'ünü de tanımlayalım. Geçen gün gözlerimle gördüm. Okul avlusunda biravaz "Türküm, doğruyum..." söylenirken gelen
minikler kapının dışında öylece bekletiliyordu.
Türkiye'nin askeri demokrasisi
Murat Belge - RADIKAL
Hansjörg Kretschmer ne dedi? Şunları dedi: "Güvenlikte sivil kontrolü, Türkiye'nin AB sürecinin ön kriterlerindendir. Bu açıdan Türkiye tam modernleşmemiş bir demokrasidir. Silahlı Kuvvetler bu anlamda hesap verme açısından üstüne düşeni yapmalıdır. Askerler eğitim ve dini eğitim gibi birçok alanda kendini yetkili görmekte..." (3 Ekim tarihli Radikal'de özetlendiği şekliyle).
Hayatta, hele siyasette, yoruma olduğu gibi tartışmaya da açık pek çok şey vardır. Bunların arasında, ne kadar tartışılırsa tartışılsın kesin bir sonuca bağlanamayacak olanları da vardır. Ama buna karşılık bazı şeylerin yorumu öyle uzun boylu kılı kırk yarma gerektirmez ve tartışılması da gerekmez. Tanımını kendi içinde taşıyan kuralların söz konusu olduğu yerde 'tartışma' olmaz.
Kretschmer'in söylediği sözler, yani AB ölçüleri, bu kategoriye giriyor. Adına AB dediğimiz bu 'ulus-üstü' birlik, kendisine 'üye' olmanın kurallarını belirlemiş. 'Buna şöylesini ekleyelim' diye tartışırsınız veya 'Bazılarını çıkaralım' diye de tartışabilirsiniz, ama 'bunlar bunlardır' veya 'değildir' diye tartışamazsınız. 'Buraya ancak demokrasiyi tam uygulayan ülkeler üye kabul edilir' denmişse, denmiştir. Bunu tartışmak abestir.
Demokrasinin ne olduğunun ölçüleri de bellidir. 'Güvenlikle sivil kontrolü' denmiş, örneğin. Bu üç kelime maksadı oldukça iyi açıklıyor ve özetliyor.
"Ben kendimi kimseye denetlettirmem.
Benim demokrasi anlayışım böyle bir anlayış. 'Denetletmiyor' diye eleştireni de konuşturmam, sustururum. 'Her türlü teamül, nezaket ve tahammül sınırını aştı' derim.
Ama siz de benim bu 'demokrasi' anlayışımı saygıyla kabul etmek zorundasınız."
Hayır. Kimse bunu öyle kabul etmek zorunda değil. Bunları söylemek demek, 'Ben sizin kurduğunuz o birliğe girmek istemiyorum ve girmeyeceğim' demektir. Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları şu son haftalardaki konuşmalarıyla bunu mu anlatmak istiyorlar?
Buralarda tartışmayla varılacak bir yer yok, diyorum. Ama özellikle Büyükanıt, aynı anda pek çok 'tartışma cephesi' açmak girişiminde gibi görünüyor. Kretschmer'e 'gizli ajanda' derken Hollanda Genelkurmay Başkanı'nı da eleştiriyor. O ne demiş peki? "AB, Türk ordusunun siyasette artık farklı bir konuma hazırlanmak zorunda olduğunu düşünüyor. Türkiye'de Genelkurmay Başkanı'nın rolü daha geri planda olmalı ve savunma bütçesi TBMM'nin kontrolüne geçmelidir. Genelkurmay, AB ülkelerinin çoğunda olduğu gibi Savunma Bakanı'na bağlı olmalıdır. AB ülkelerinde son söz siyasilerindir" demiş. Kretschmer'den pek farklı şeyler savunmamış yani adam -zaten savunamazdı.
Büyükanıt'ın eleştirilerinden sonra Kretschmer, "Ben değil, Olli Rehn cevap versin, daha iyi olur" demiş. Olli Rehn'in de bu konular açıldığı zaman hangi görüşte olacağını, neyi savunacağını herhalde Kretschmer biliyor. Sanırım hepimiz biliyoruz.
Daha önce Karen Fogg'a edilmedik hakaret bırakmamıştık. Bizi eleştirmeye cüret ediyordu. Kretschmer çok farklı yapıda bir insandı, varlığını fazla belli etmiyordu. Ama iki kere ağızını açınca onunla da kanlı bıçaklı olmamız işten değil. Bunlar, Avrupa Birliği'nin bize 'elçi' olarak gönderdiği insanlar. Demek Avrupa'yla kavgalı olacağız.
Ama iş bu konulara gelince olay Avrupa ile de sınırlı kalmıyor ki. İşte iki gün önce Amerikan Büyükelçisi'nin söyledikleri. Bizim gazetelerde daha çok 'kakofoni' değerlendirmesi yer aldı, ama asıl önemli sözü 'meşru seçimle iktidara gelmiş hükümeti' muhatap alacaklarına dair olanıydı.
Sevdiğimiz 'komplo' mantığından bakınca, hepsi bize karşı sözbirliği etmiş gibi görünüyor, gerçekten. Ama bunun nedeni 'komplo' mu, yoksa adamların 'demokrasi'nin ne olduğu konusunda, ciddi bir konsensüsleri mi var? -Bizde olmayan?
Gurbetçiye Türkiye’de özel avantajlar
Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız, Türkiye’de yaşayanlara kıyasla daha şanslılar. Çünkü Türkiye’de yaşayanların yararlanamadıkları, çok önemli vergi avantajlarından yararlanabiliyorlar. Bu avantaj, Türkiye’de az vergi ödemek ya da hiç vergi ödememek şeklinde oluyor. Bundan yararlanmak isteyenlerin, yurtdışında çalışma ya da oturma iznine sahip olmaları ve bunu kanıtlamaları yeterli.
Türk şirkete ortaklık
Türkiye’de bir anonim ya da limited şirketin ortağı olan kişi, şirketin kár dağıtması durumunda, aldığı brüt kár payı (temettü) tutarının, 36 bin YTL’yi aşması durumunda, bu gelirin yarısını beyan ediyor ve gelir vergisi ödüyor. Örneğin, 2 milyon YTL kár payı geliri elde eden bir kişi, bu gelirinin yarısı olan 1 milyon YTL’yi beyan ediyor ve gelir vergisi ödüyor. Aynı şirkete ortak olan ve 2 milyon YTL kár payı alan, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşı ise beyanname vermiyor ve gelir vergisi de ödemiyor. 2 milyon YTL yerine 200 milyon YTL gelir elde etse de durum değişmiyor.
Türkiye’deki işyeri kirası
Türkiye’deki gayrimenkulünü büro, dükkan, mağaza ya da 10 katlı binayı ‘iş yeri olarak’ kiraya veren kişi, elde ettiği brüt kira tutarı, yılda 18 bin YTL’yi aştığında, kira gelirinin tamamını, yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan ediyor. Örneğin, yılda 600 bin YTL kira geliri elde eden bir kişi, bu gelirini beyan ediyor ve gelir vergisi ödüyor. Türkiye’deki gayrimenkulünü, büro, dükkan, mağaza ya da otelini kiraya veren, yurtdışında yaşayan Türk vatandaşı ise 600 bin YTL hatta 6 milyon YTL kira elde etmiş olsa dahi bu gelirini Türkiye’de beyan etmiyor ve gelir vergisi de ödemiyor.
Borsa kazançları
Türkiye’de yaşayan kişinin, bir yıldan daha az süre elde tutmuş olduğu hisse senedini elden çıkarmasından sağladığı kazanç, yüzde 10 oranında stopaja tabi tutuluyor (Bkz. 23.7.2006 tarih ve 2006/10731 sayılı BKK). Bir yıl geçmişse, eldedilen kazanç stopaja tabi tutulmuyor, beyan da edilmiyor. Yurtdışında yaşayan bir Türk vatandaşının ise borsada elde ettiği kazanç, tutarı ne olursa olsun, stopaja tabi tutulmuyor. Eldedilen gelir de beyan edilmiyor.
Hazine bonosu tahvil ve Eurobond
Türkiye’de yaşayan bir kişi, 1 Ocak 2006 tarihinden itibaren elde etmiş olduğu Hazine bonosu faizi ve devlet tahvili faiz geliri nedeniyle, yüzde 10 oranında, stopaja tabi tutuluyor. Daha açık bir anlatımla, 500 bin YTL faiz geliri elde etmişse, 50 bin YTL’si vergi olarak kesiliyor. Eurobond faiz geliri ise 18 bin YTL’yi aşıyorsa, tamamı beyan edilip gelir vergisi ödeniyor. (Bkz. 30 Eylül 2006 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan, 258 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği, 5.2.1) Yurtdışında yaşayan bir Türk vatandaşının ise Türkiye’de elde ettiği Hazine bonosu, devlet tahvili ve Eurobond faiz geliri, tutarı ne olursa olsun Türkiye’de beyana tabi değil. Buna göre örneğin, Almanya’da yaşayan bir Türk vatandaşı, bugün itibariyle Türkiye’de 3 milyon YTL Hazine bonosu faiz geliri elde etmişse, bu faiz ödenirken yüzde 0 stopaj yapılacak. Bu gelirini de Türkiye’de beyan etmeyecek.
İKEA’nın deposu yandı
İKEA Mobilya’nın Gebze’de bulunan deposunda, önceki akşam yangın çıktı. Elektrik kontağından çıktığı tahmin edilen yangın, kısa süre tüm depoyu sardı. İtfaiye ekipleri yangını saatler süren çalışmanın ardından söndürebildi. Yangında herhangi bir can kaybı yaşanmadı. Fabrika yöneticilerinden Aykut Demirci, tahmini olarak 19 bin YTL’lik bir maddi kaybın meydana geldiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı’nın konuşması
CUMHURBAŞKANI Sezer’in konuşması anlayana tam anlamıyla bir hukuk, demokrasi ve cumhuriyet dersi. Anlama yeteneğinden yoksunlara bir sözüm yok, ama domuzuna anlamazlıktan gelenlerin de ipliğini pazara çıkarmak gerekiyor.
Demokrasi aşklarını Cumhuriyet, Devrimler ve TSK karşıtlığıyla sınırlandıran zevat gene yedi dereden su getiriyor.
AKP hükümeti ise kendini savunurken "bozacı"yı "şıracı"ya tanık gösterecek kadar şaşkın.
KİMSE O, MÜRTECİDİR
İrtica var mı, yok mu tartışması, AKP iktidarı zamanında tavuk-yumurta meseli gibi bir şey:
AKP iktidarı mı irticadan çıktı, irtica mı AKP iktidarından çıktı?
Benim bu tartışmaya bir katkım olsun istiyorum: Her kim ki Anayasa maddeleriyle, Anayasa Mahkemesi kararlarıyla yetinmez ve kendince yeni laiklik tanımları yapar ya da yapılmasını ister, o kimse mürtecidir! Yani irtica failidir!
Bir ülkede Cumhurbaşkanı irtica tehlikesinden söz edecek ve "Yok diyen son yirmi yıla baksın!" diye yol gösterecek; Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay başkanları irticaya karşı önlem isteyecekler; TSK da ordu komutanları ile Genelkurmay Başkanı ile can havliyle uyarıda bulunacak...
SUÇA ORTAK OLMAK
Ve bunlara karşı Adalet Bakanı Cemil Çiçek, yasalarda "irtica" diye bir suç olmadığını ileri sürecek ve şöyle bir yanıt verecek: "Sizin irtica kabul ettiğinizi birçok noktada özgürlük olarak kabul eden var. Mesela kılık-kıyafet, ’bırakalım’ diyen de var, ’bu çağda bu kıyafet’ diyen de... Siz bunu irtica kabul ediyorsanız, hükümet neden muhatabı olsun?"
Hükümet elbette muhataptır, çünkü her yasanın son cümlesi olarak "Bu yasayı Bakanlar Kurulu yürütür" yazar. Kuşkusuz Anayasa’nın değişmez 174. maddesinin koruması altında bulunan devrim yasalarının sonunda da bu cümle yazmaktadır. Bakan’ın sarakaya aldığı kılık kıyafetle ilgili yasalar hálá yürürlüktedir ve AKP hükümeti bu yasaları uygulamak zorundadır. Uygulamıyorsa, irtica suçuna ortak olmaktadır!
Ama kendimizi üzmeye gerek yok, çünkü Diyanet’ten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın "Türkiye’de ’Dini irtica yoktur’ diyemem!" diyor. Bu nedenle, bakan Mehmet Ali Şahin’in "irtica faaliyetlerinin giderek arttığı" iddialarına katılmamasının hiçbir önemi yoktur.
Cumhurbaşkanı, irtica uyarısını Hergele Meydanı’ndaki bir esnaf kahvesinde yapmadı, TBMM’de hükümetin, muhalefet partilerinin ve milletvekillerinin önünde yaptı. Demek ki muhatapları TBMM’de kendisini dinleyen muhterem zevat.
Hükümet olmadığını söylüyor ama Başbakan başta olmak üzere, hükümetin ve AKP milletvekillerinin büyük çoğunluğu bir tarikatın üyesi, bir şeyhin müridi olduğu gerçeği önümüzde dururken "irtica yoktur" inkarını ciddiye almamız mümkün mü?
Tarikat mensubu olan AKP bakanları ve milletvekilleri Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasına dair 677 sayılı yasaya, eğitim alanında da 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na aykırı davranmaktadırlar. Bu bir irtica eylemidir. AKP ve hükümeti bu irticaın şoför mahallinde!...
İRTİCA VE KANITI
Laik devlet kadrolarına imam tayin etmek; devlet kadrolarını ve üniversite kadrolarını İslamileştirmek; Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay gibi yüksek yargı organlarını hasım kabul etmek irticadır; TSK’dan irtica yüzünden ihraç edilen personel için çekince koymak irticadır; MEB’in işleri, yayınladığı ve tavsiye ettiği kitaplar irtica kanıtıdır. Bunların en büyük kanıtı ise Başbakanlık Müsteşarı yapılan kimsedir!..
İskan ruhsatı almamış olanlar acele etmeli
Kazım YILMAZ - Takvim
Yapı Kullanma İzni ve Cins Değişikliği Harcı'nda yapılan değişikliği Perşembe yazımda anlattım. Harca önemli ölçüde zam geliyor. Harçta yapılan önemli bir değişiklik de artık harcın tapuya tescil sırasında alınacak olması. Kanun yürürlüğe girdikten sonra harç, yeni binalar ve cins değişikliği tapuya tescil edilirken alınacak. İnşaatını bitirip de işlemlerini tamamlamayan veya tamamlayamayanlar yanacak. Ancak bunlara da bir fırsat veriliyor. Hızla davranıp Kanun yürürlüğe girinceye dek işlemlerinin bir kısmını tamamlayanlar bu zamlı harçtan kurtulacak.
Diyelim ki, inşaatı bitirdiniz ve yapı kullanma izin belgesini aldınız. Fakat kanun çıkıncaya dek tapu harcını ödeyip, tescili yaptıramadınız. Endişelenmeyin! Artırılan Yapı Kullanma İzin ve Cins Harcı'nın tamamını ödemek zorunda kalmayacaksınız. 2 yıl içinde yetkili idareye başvurursanız, Yapı Kullanma İzni ve Cins Değişikliği Harcı, ceza ve gecikme faizi uygulanmaksızın yüzde 50 oranında indirimli olarak tahakkuk ettirilecek.
Yani artırılmış harca yakalandınız ama bu harç hem yüzde 50 uygulanacak hem de cezasız ve faizsiz. 2 yıl içinde başvurmazsanız daha sonra hem tamamını ödeyeceksiniz, hem bir katı ceza, hem de faiz.
Kanunun yürürlüğe girmeden önce yapı kullanma iznini aldınız, tapu harcını da ödediniz ama tapuya tescil işlemini yetiştiremediniz. Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili tapu müdürlüğüne başvurursanız, başka bir harç alınmadan tescil işlemi yapılacak. Bir yıl içinde başvuru yapılmazsa, söz konusu yapı ve tesislerin tescilinde alınacak Yapı Kullanma İzni ve Cins Değişikliği Harcı, bu Kanuna göre hesaplanır ve daha önce ödenmiş olan harç mahsup edildikten sonra tahsil edilir.
Biliyoruz ki, kentlerde binaların pek çoğu halen tapuda arsa olarak görünüyor. Bina olarak tescilleri yapılmamış. Kanunun 1.1.2007 tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülüyor. Bu tarihe kadar fırsat ve süre var. İnşaatı bittiği halde iskan ruhsatı almayanlar acele etmeli.
’Aşırılık’ irticadan bile karışık tarif
YALNIZCA başlığa bakıp aldanmayın. Niyetim Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD’den dönüş yolunda ortaya koyduğu, "Gelin irtica değil aşırılık diyelim" açılımına peşinen itiraz veya bu öneriyi küçümsemek asla değil.
Zaten aksine, asker-sivil gerilimini azaltacak her türlü çabanın mutlaka ciddiye alınması gerektiğini düşünürüm.
Erdoğan’ın manşetlere taşınan sözlerini dört başlıkta özetlersek;
1) İrticayı 83 yıllık Cumhuriyet birikiminin tamamen kaybı saydığı ve böyle bir yakın/açık tehlikeyi, tehdidi mümkün görmediği,
2) Buna karşılık her toplumda olduğu gibi marjinal sayılabilecek bazı aşırılıklara Türkiye’de de rastlandığına inandığı,
3) Aşırılıklarla ilgili yasa ve uygulamaların yetersiz kaldığının ortaya çıkması halinde, eksiklikleri gidereceği,
3) Aşırılıkların sorumlusu kişilerin de "çevreden merkeze kucaklama" yoluyla kazanılmasının daha iyi sonuç vereceğini düşündüğü, anlaşılıyor.
* * *
Kendi varsayımları çerçevesinde tutarlı bir söylem olduğu kesin.
Çünkü irtica yerine aşırılık tabirinin kullanılması, mütedeyyin AKP seçmeni ile köktendincileri ayrıştıracak. Yaptırım uygulanması kolaylaşacak.
Ama káğıt üzerinde parlak gözüken tanı ve reçetenin hukuka tercümesi çok zor.
İnanmazsanız, gelin 97 yıllık irtica sözcüğünün siyasi evrimine bakalım.
Evet, 1909 yılında ünlenen irtica kavramı Cumhuriyet’ten eski.
31 Mart isyanının amacı meşrutiyetin kaldırılmasıydı.
Dolayısıyla mevcut rejimin yıkılıp, eskiye dönülmesi tehdidi vardı.
İrtica yani eski dille "eskiye dönüş isteği" bu isyanın haklı etiketi oldu.
Demek ki irticanın rejim sorunu sayılması, Cumhuriyet’in icadı değil.
Aksine Cumhuriyet rejimi, irticanın hukuki altyapısını kurdu.
8 adet inkılap (devrim) yasası çıkartıp, 50 yıldır anayasal güvenceye aldı.
Bu yasalara aykırı eylemler irticadır!
Tarif aslında bu kadar basit.
Ama irticayı sözlük anlamıyla kullanırsak... Mesela demokratik süreci aksatan askeri darbeler irtica sayılmaz mı veya generale paşa demek. Ya da devlet dairelerindeki mesaiyi iftar saatine uydurmak mürtecilik değil mi?
83 yıldır tartıştığımız irtica üzerinde fikir birliği sağlayamazken aşırılık gibi torba tarif yaratmak hangi akla hizmettir, bilinmez.
Bana göre her akşam içmek aşırılıktır, kimine göre akşamcılık.
Kürt’e "Kürt sorunu var" demek aşırılık gelir mi hiç, ama ya size?
Ezcümle yeni bir fikri labirente dalmak üzereyiz.
Üstelik Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in de farklı düşündüğünü sanmıyorum.
Çünkü Başbakan Ankara’ya indiği gün Çiçek yurtdışına uçtu.
Çiçek dün döndü, Başbakan bugün ve yarın Cidde’de.
Yani Erdoğan’ın istediği suç ve cezanın ilk randevusu pazartesiye kaldı.
Ama biz şimdiden tartışmaya başladık, öyle değil mi?
* * *
Kaçınız Anayasa’yı okudu bilemem... Ama inkılap yasalarını aşağıya sıralıyorum. Okuyun, kendiniz karar verin. Bu yasalara aykırı gidiş var mı, irtica yükseliyor mu? İşte yasalar:
1. Tevhidi Tedrisat Kanunu;
2. Şapka İktisásı Hakkında Kanun;
3. Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun;
4. Türk Kanunu Medenisiyle kabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medeni nikáh esası ile aynı kanunun 110’uncu maddesi hükmü;
5. Beynelmilel Erkamın Kabulü Hakkında Kanun;
6. Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun;
7. Efendi, Bey, Paşa Gibi Lákap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun;
8. Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun.
Seçim Kanunu
Dünkü Seçim Kanunu ile ilgili yazımızda 'ekim ayı sonuna kadar değişikliğin yapılması gerekiyor' demiştik.
Gazeteci arkadaşımız Muharrem Sarıkaya tarih konusunda yanılgımıza dikkat çekti; haklı.
Aslında konu biraz karmaşık; karmaşıklığın sebebi de belli:
- 1983 seçimlerinden bu yana, hiçbir seçim 'zamanında' yapılmadığından seçim kanununun ilgili maddesine dönüp bakılmıyor!
Bir miktar sıkıcı 'teknik bilgiyi' içerse de, zorunlu olarak aşağıdaki notları paylaşmayı uygun gördük.
.......
Milletvekili seçilme yaşının 30'dan 25'e indirilmesini öngören Anayasa değişiklik teklifi Anayasa Komisyonu'ndan jet hızıyla geçti.
Teklifin, önümüzdeki hafta salı günü Genel Kurul'da birinci tur, cuma günü de ikinci görüşmelerinin yapılması bekleniyor.
.......
Milletvekili Seçim Yasası'nın 6. maddesi 'Her seçim döneminin son toplantı yılının 3 Temmuz günü seçimin başlangıç tarihidir ve Ekim ayının ikinci Pazar günü oy verilir' hükmünü içeriyor.
Bu madde, yapılan değişikliğin seçime yetişmemesi tartışmasını getiriyor.
Çünkü bu madde kapsamında seçimlerin 14 Ekim Pazar günü yapılması gerekiyor.
14 Ekim'e kadar seçilme yaşının 25 olması Meclis'te kabul edilip, yürürlüğe girmesi de biraz zor görünüyor.
ANAVATAN Partisi ile CHP'den bazı milletvekilleri komisyon toplantısı sırasında konuyu gündeme taşıdı ve 'Değişikliklerin yürürlüğe girmesi için bu maddenin de ele alınması gerekiyor' görüşü dile getirildi.
Başbakan Yardımcısı M. Ali Şahin, konuyu bilmediğini belirterek, 'Arkadaşlar buna da bakarlar' dedi.
Kulislerdeki beklenti, bu değişikliğe Cumhurbaşkanı Sezer'in karşı çıkmayacağı yönünde.
.......
Bağımsız milletvekillerinin isimlerinin oy pusulasına eklenmesi ile ilgili değişiklik DTP'nin önünü kesmeye yönelik düzenleme diye konuşuluyor.
Bölge halkının -özellikle kadınların- Türkçe bilmemeleri nedeniyle oy kullanmada zorluk yaşanacağına dikkat çekiliyor.
Meclis Anayasa Komisyonu seçim yasasında düzenleme gerektiren, bağımsızların birleşik oy pusulasına eklenmesine ilişkin düzenlemeyi birkaç hafta içinde yapacak.
........
Sanırız bir hayli tartışmalı biçimde yine 'kapı arkasında seçim kanunu değişikliği' yapıyoruz; dileriz sonu hayırlı olur!
Ürküttüğümüz kurbaya değer!
Bu tavırla nereye?
Kazım GÜLEÇYÜZ - Yeni Asya
Son irtica atağı tutmadı. Bu tartışmayı “kakofoni” olarak niteleyen ve “Ufukta Türkiye’nin laik sistemini tehdit edecek bir tehlike görmüyorum” diyen ABD Büyükelçisinin sürpriz mesajı, pes etmeyip işin peşini bırakmamakta kararlı olan mahfillerin yeni girişimlerde bulunmalarını engeller mi, bunu zaman içinde birlikte göreceğiz.
Ancak hükümetin bazı önemli bakanlarının son gelişmeler üzerine sergiledikleri tavrın hiç de iç açıcı olmadığını ifade edelim.
Bu bakanlardan biri, Mehmet Ali Şahin.
Sezer’in “Laikliği korumak için özgürlükler kısıtlanabilir” mesajı verdiği konuşmasını “dikkatli ve dengeli bir metin” olarak niteleyen Şahin, Büyükanıt’ın tepki gösterdiği rapor için de “Okumadım, ama tepkiyi anlayışla karşılıyor, doğal ve haklı buluyorum” dedi.
Şahin’in “Sarık ve cübbeyle dolaşmak suçtur, böyleleri uyarılmalı ve haklarında işlem yapılmalı. Sorumluluk polisin ve İçişleri Bakanlığının üzerinde” sözü de dikkat çekiciydi.
Niyeti, kendisine yönelen tazyikleri “İrtica ile kast edilen bu ise çözümü kolay” tavrıyla savuşturmak olabilir.
“Böyle dolaşan vatandaşlar uyarılırsa zaten kendileri gereğini yaparlar” diyerek, bu meselenin de ılımlı bir tavırla çözülebileceği mesajını vermek suretiyle, daha sert tepkilerin önünü almayı düşünmüş de olabilir.
Ancak yine de beyanları yan yana konulduğunda ortaya çıkan nihaî görüntünün, “denge sağlama” mülâhazasıyla dayatmacı zihniyete zemin hazırladığı son derece açık.
Keza Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in beyanları da endişe verici. O da işi kılık-kıyafet meselesine getirip, “Bunu irticaî birşey olarak kabul ediyorsanız, hükümet neden muhatabı olsun?” (Akşam, 2.10.06) gibi tuhaf ve anlaşılmaz sözler söylerken, ardından konuyu çok tehlikeli bir mecraya kaydırıyor.
“Ceza kanunlarımızda irtica suçu diye bir suç yok. Ama irticaî faaliyet suçu var ve bu fiili işleyenler için öngörülen cezalar da var” şeklinde, şimdiye kadar hiç duyulmamış bir tarif geliştiren Çiçek, örnek vermeyi de ihmal etmiyor: “Devrim kanunlarına muhalefet etmek suçtur. Kılık kıyafet de dahil olmak üzere.” (Fikret Bila, Milliyet, 4.10.06)
İktidarda bir CHP hükümeti olsaydı bundan daha ilerisini söyleyebilir miydi acaba!
Peki, Sezer’in ve komutanların konuşmalarından sonra “Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere yetkililerin, devlet büyüklerinin bizim çalışma alanımızla ilgili yaptıkları bütün uyarıları, bütün tesbitleri önemsiyoruz. Her uyarı önemlidir, anlamlıdır” diyen Diyanet İşleri Başkanına ne demeli?
Bu tavır, Bardakoğlu’nun “Devletin diğer birimleri din alanında yönlendirme ve açıklama yapmasınlar” (Mustafa Balbay, Cumhuriyet, 13.3.06) çağrısıyla çelişmiyor mu?
Eğer Diyanet, Başbakanın sözünü ettiği irtica araştırmasını da “devlet büyüklerinin uyarı ve tesbitleri”ni esas alarak yapacaksa, o araştırmadan bir hayır beklenebilir mi?
“TESEV almanağıyla ilgimiz yok” diyen Emniyet'in, dosyaya katkı veren Polis Akademisi hocalarına soruşturma açması işin tuzu biberi.
07.10.2006
İğrenç olabilmek...
Oktay EKŞİ oeksi@hurriyet.com.tr
ÇILGINLIK bulaşıcı bir hastalık galiba... Önce yani 11 Eylül 2001 terör eyleminden sonra ABD’de görüldü. Şimdi Avrupa’ya yayıldı. Son olarak Fransa’da, Hollanda’da, İsviçre’de ortaya çıktı.
ABD’de önce Başkanlık Emirnamesi ile, sonra "Patriot Act" dedikleri "Yurttaş Yasası"yla hukukun ırzına geçildi.
"Terörle bağlantılı" sandıkları her kişi ve eylem için Ortaçağ engizisyonunu aratmayan kurallar ve uygulamalar getirdiler.
İngiltere’nin aynı amaçla getirdiği yasaların uygulaması, onların becerisi sayesinde dünya kamuoyunu karıştırmadı. Ama hukukun çiğnenmesi orada da mazur ve makul sayıldı. Kimse de hesap sormadı.
Fransa ve İsviçre’nin tüm tarihleri boyunca savundukları "düşünceleri ifade özgürlüğü"nü hiçe sayıp insanlara, "Ya resmi politikalarımıza uygun düşünürsün yahut cezalandırılırsın" dediğini biliyoruz. Bunu "Biz Ermenilere karşı Türkler soykırım uygulamıştır diye karara bağladık. Aksini söyleyen -söylediği gerçek olsa da- hapisle cezalandırılır" diyerek ortaya koydular.
Demek ki yasal prosedür tamamlanınca ancak en aşağılık faşist ülkelerde görülen uygulamalar bu "demokratik"(!) ve "uygar"(!) ülkelerde de başlayacak.
Ama bu faşist baskıların en yenisi ve belki de en iğrenci, kendisini "hoşgörünün ve liberal değerlerin kalesi" gören Hollanda’da ortaya çıktı:
Gelecek ayın 22’sinde yapılacak Parlamento seçimlerinde Hıristiyan Demokrat Birliği’nden (CDA) aday olan Osman Elmacı ile Ayhan Tonca partilerinin "Ermeni soykırımı olmuştur" şeklindeki görüşünü kabul ettiklerini alenen söylemedikleri için adaylıktan çıkarıldılar.
Yani söylediklerinden değil, söylemediklerinden sorumlu tutuldular.
Aynı şeyi daha önce adaylardan Erdinç Saçan’a yapan Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin (PvdA) şimdi de Nebahat Albayrak’ı baskı altına aldığı bildiriliyor. "Ya Ermeni soykırımı olmuştur dersin yahut adalıktan çıkarsın!"
İnanılmaz bir hukuk ihlali...
Bitmedi... Hamburg Başkonsolosluğu’ndan emekli dostumuz Ülkü Başsoy, Hollanda milletvekillerinden Bayan Tineke Huisinga-Heranga’nın, "Ermeni soykırımı olmamıştır" diyenlere ceza verilmesini isteyen bir yasa önerisini parlamentoya sunduğunu bildiriyor.
Ülkü Başsoy bu hanıma bir mektup göndermiş, "Sizin demokratik değerleriniz, ahenk içinde farklılık iddialarınız nerede?" diye soruyor. "Sizden farklı düşünenlerin ağzını kapatırsanız ifade ve ikna özgürlüğünü nasıl savunacaksınız? Biliniz ki sizinki dahil, siyasi partileriniz Avrupa’nın 1930’dan 1945’e kadar yaşamaya mecbur olduklarını tekrar diriltmekle iftihar edebilirsiniz. (...) Bu uygulamalar ancak Nazi Almanyası’nda, Sovyetler Birliği’nde ve Pol Pot Kamboçyası’nda yaşananlarla mukayese edilebilir" demiş.
Başsoy ve öteki duyarlı Türk aydınları -Türkiye’nin aktif desteğini almadıkça- ne kadar başarılı olabilirler, bize hukuk, insan hakları, ifade özgürlüğü dersi vermeye kalkanlara aynadaki çehrelerini nasıl gösterebilirler bilmiyoruz.
Asıl önemlisi, -kendimizle ilgili yanlışları savunmaksızın söyleyelim- bize Orhan Pamuk, Hırant Dink, Elif Şafak dersi verenlerin yediği naneyi görüyor musunuz?
Dün fark ettiğim acı gerçek
Yazarlar / Serdar Turgut
serdar.turgut@aksam.com.tr
Benim hakkımda yıllardır en fazla dava açılan konu 'Türklüğe hakarettir'. Ben genelde Türklüğe değil, sadece bazı Türklere hakaret ediyorum
Her gün haber okumak zorunda olan bahtsız bir insan olarak dün fark ettim ki ben yıllardır Türkiye'de boşu boşuna mahkeme kapılarında sürünüp vakit harcıyormuşum. Çünkü benim hakkımda dava açılan konuların hemen hiçbirinde bırakın kanunlarda suç tanımını, konunun tanımı bile net değilmiş. Ağır bir felsefe yapmadan olaydaki abukluğu şöyle anlatmaya çalışayım: Benim bildiğim Aristo mantığı kurallarına göre ilk önce tanımı yapılmamış bir konu hakkında nasıl suç işleneceği de bilinemez tabii ki. Bu ülkede Aristo mantığı, dahası hiçbir mantık kuralı işlemiyor. Ülkenin bu nedenle güzel olduğunu da söyleyebiliriz. Şimdi daha bu aşamada evinde pijaması ve terliğiyle oturmakta olan canı sıkılmaktaki emekli memur arkadaş, hakkımda hemen 'Türklüğe hakaretten' suç duyurusunda bulunacaktır buna eminim.
Benim hakkımda yıllardır en fazla dava açılan konu da 'Türklüğe hakarettir'. Ben davalarda hep 'ben geneldeTürklüğe değil, sadece bazı Türklere hakaret ediyorum. Onlar hangi üllkede olurlarsa olsunlar hakaret edilmeye müstehak insanlardır. Bu tiplerin üstüne üstlük bir de Türk olmaları olaya sadece bir başka güzellik, şıklık katar o kadar...' derim.
Benim açımdan üzücü olan şu: Son günlerde belli oldu ki 'Türklük' kavramının kanunda net bir tanımı yokmuş. Tanım olsa da olmasa da ben Türklüğü gördüğüm yerde tanırım. İçgüdüsel bir şey bu. Kanunda tanımlanamayacak bir his söz konusu olan şey. Örneğin; bir gün Almanya'da bir kafede oturmuş ve gelen geçeni seyrediyordum. Yakındaki meydanda en azından 10 bin kişi vardı. Birden o kalabalık arasında kendine müthiş güvenen, etraftaki herkesi küçümseyen, çağanoz gibi yürüyen üç adet tipi bozuk gözüktü. Ben heyecanla 'hah bizimkiler geliyor işte' bağırdım. Tipler yaklaştıkça maalesef konuştuklarını da duydum. Etraftaki hangi kadının nasıl becerileceğini birbirlerine bağırarak anlatıyorlardı. Anlattıkları son derece acayipti. Sanırsınız ki; 'Türk Kamasutrası'nı yazmaktalar. O anda onlar hakkında düşündüklerimi kağıda dökseydim eminim, Türklüğe hakaretten idamım istenirdi davada. Bir yandan adamların umursamaz tavırları ve cahil şımarıklıkları hoşuma da gitmişti. Bizim vatandaşlarda zeka hayli gelişmiş durumdadır. Kafaları üçkağıda olağanüstü çalıştığından beynin bir tarafı fazla çalışınca geneli de etkiliyor ve genel zekaları da yükseliyor ister istemez. Duygusal zekayı ve entelektüel zekayı kullanmıyorlar arkadaşlar, bu banal konulardan sıkılıyorlar.
Neyse konudan çok uzaklaşmayayım. Tanımı olmayan, yapılamamış bazı konulardan mahkemelere düşüyor olmam beni hayli üzdü de. Bu durumun düzeltilmesini de beklemiyorum. Yani hapse düşebileceğim bir konuda net tanım yapılmasını beklemiyorum gayet tabii ki; çünkü ben de Türküm evvel Allah.
Hukuk sistemimizde olağanüstü bir tuhaflık olduğunu yıllar önce boşanırken ilk kez fark etmiştim. Düşünsenize ilk eşim hukuk profesörüydü. Boşanma davasını o açtı ve dilekçeyi kendisi yazdı, kendi avukatlığını yaptı davalara bizzat katılarak boşanmak istediğini söyledi. Hakim 'neden boşanmak istiyorsun' diye sormuş (bundan da anlaşılıyor ki hakim beni yeterince tanımıyormuş, bu sorudan o anlaşıldı net olarak), nedenleri de anlatmış açık bir şekilde. Bütün bu olaylara rağmen hakim bizi şahit getirilmeden boşamayacağını söylemiş. Şahit getirildi de ancak öyle sonuç alınabildi. Kendime hakim olamıyorum, arada bir hangi ülkede yaşamakta olduğumu yine unutup yine mantığımı kullanmaya başlıyorum. Ne yapayım bu da benim elimde değil, koşullara daha henüz adapte olamadım. Bütün o olup biten de bana mantıki gelmemişti hiç
Bir de askeri darbelerle alay eden mizahi bir yazı yazmıştım. O dönemin adalet bakanı 5 yıla kadar hapsimin istendiği dava açtı bana. Dava DGM'de görüşülüyor. Şakası yok ha, ben adalet bakanının mizah yazısı anlama yeteneği bulunmadığını açıkladım da yırttım o işten.
Suç iddialarının olabildiği, bazı konuların henüz tanımının yapılmadığı bir ülkedeyiz. İrtica da bu konular arasındadır. İrtica nedir kimse bilmiyor ama tanımı belirsiz bu şeyin suç olarak cezası da var. Şimdi kimsenin hakkını yemeyeyim; henüz bu konuda benim hakkımda dava açılmadı. Ben irtica suçlamasıyla hapse atılırsam o gün Türkiye'den hemen kaçın. Çünkü kıyamet geliyor demektir ve bir gün dünyada kıyamet kopacaksa bunun merkez üssünün de Türkiye olacağı kesindir.
| Basında Yargı Haberleri ... |
| Canım Babam Hasan ÖZDERİN ’in Aziz Hatırasına, ( 13 Aralık 2004 – Söz Eylemini Yitirdi...) |
| OZDERIN,M. |
| msn: ozderin@hotmail.com |